Zihinde Bir Dalga. Ursula K. Le Guin.

Zihinde Bir Dalga. Yazar, Okur ve Hayal Gücü Üzerine. Ursula K. Le Guin. Metis Yayınları, 2017.

Farklı zamanlarda kaleme alınmış, beş farklı çevirmen tarafından Türkçeye aktarılmış, dört ayrı başlıkta toplanmış (Şahsi Meseleler, Okumalar, Tartışmalar ve Görüşler, Yazmak Üzerine) otuza yakın metin…

Le Guin, çok geç tanıdığım, kendime ve dünyaya bakışımı değiştiren bir yazar. Zihinde Bir Dalga, beni en az Le Guin kadar etkilemiş, sersemletmiş olan Virginia Woolf‘a adanmış gibi. Le Guin’i bir parça tanıyan, yazma düşüncesini zaman zaman aklından geçiren herkese önerebileceğim yazılar var burada. Le Guin’in kendinden söz ettiği kısımlar yazmaya heveslenenler için çok değerli ayrıntılar içeriyor. İyi bir yazar olmak için bunları okumanın, okumakla kalmanın, neden yeterli olmayacağı da yazıyor arada.

Le Guin’in bir Virginia Woolf hayranı olması nedense çok hoşuma gitti. Aynı memleketten olduğumuzu, aynı takımı tuttuğumuzu öğrenmek gibi. Kendinden söz ederken hiç böbürlenmemesini ama alçak gönüllülük gösterisi de yapmamasını keyifle izledim. Çok etkilendiği felsefi Taoculuk da hemen tüm yazdıklarına yansıyor.

Seçtiğim alıntıların ortak yanı, bunların bende Le Guin’in tüm yazdıklarını okuma isteği uyandırması. İlk kez bu kadar fazla alıntı yapmamın nedeni de aynı. Daha önce burada not ettiğim üç kitabı (Her Yerden Çok UzaktaEn Uzak SahilDünyanın Doğum Günü) daha yolun başı.

Bildiğiniz gibi, dile getirilmeyen şeyler yıllar içinde güçlenir olgunlaşır ve zenginleşir, açılmamış şarap misali. Tabi Freudyen sirkeye de dönebilir. Bazı düşünceler ve duygular hızla sirkeleşir, dolayısıyla şişelerinin hemen açılması gerekir. Bezıları şişenin içinde mayalanmayı sürdürür ve etrafa öldürücü cam kırıkları saçarak patlar. Ama güzel, sağlam, iyi mantarlanmış duygular mahzende sadece derinleşip karmaşıklaşır. Önemli olan şişeyi ne zaman açacağını bilmektir. (s. 50)

Şimdilerde düşündüğüğümüz haliyle kurmaca, onsekizinci yüzyıldan beri var olan biçimiyle roman ve kısa hikaye, insanın kendisinden farklı kişileri anlamasının -tecrübeden sonra- en iyi yollarından biridir. Aslında kurmaca çoğu zaman yaşanmış tecrübeden daha bile faydalıdır; çok daha az zaman alır, bedavaya gelir (kütüphaneden alındığında) ve derli toplu, baş edilebilir bir biçimde karşımıza çıkar. Onu anlayabilirsiniz. Oysa tecrübe sizi ezip geçer ve neler olduğunu ancak yıllar sonra görmeye başlarsınız, tabii eğer görebilirseniz. Kurmaca faydalı olgusal, psikolojik ve ahlaki kavrayış sunma konusunda gerçeklikten çok daha iyidir. (s.60)

Bir şeylerden çıkmayan hiçbir şey yoktur. Romancıların “fikirleri” bir yerlerden gelir. Şair Gary Snyder’ın o gayet hoş bçimde şiirsellikten uzak kompost yapma imgesi burada işe yarar. Yazarın içine bir şeyler girer, çok fazla şey, bir deftere alınmış notlar değil her gün görülüp işitilmiş, hissedilmiş her şey, bir dolu çöp, atık, kurumuş yapraklar, patates cücükleri, enginar sapları, ormanlar, sokaklar, varoşlardaki odalar, dağ sırtları, sesler, çığlıklar, rüyalar, fısıltılar, kokular, darbeler, gözler, yürüme tarzları, jestler, bir elin dokunuşu, geceleyin bir ıslık, bir çocuk odasının duvarında ışığın kırılışı, atık sular içinde bir yüzgeç. Bütün bu şeyler romancının şahsi kompost variline girip orada tekrar tekrar birbirine karışarak değişir; rengi koyulur, malçlaşır, bereketlenir, toprak olur. İçine bir tohum düşünce toprak da onu kendi bünyesine giren o zenginlikle besler ve bir şeyler büyür. Ama bir enginar sapı, patates cücüğü veya bir jest değildir bu büyüyen. Yeni bir şeydir, yeni bir bütün.  Yapılmış bir şey. (s. 113)

Hayal gücü insanlığın sahip olduğu en ama en faydalı araçtır (s. 189)

Okuryazarlığın önemli olmasının nedeni edebiyatın işletim kılavuzunun ta kendisi olmasıdır. Sahip olduğunuz en iyi elkitabıdır edebiyat. Ziyaret ettiğiniz ülkenin, yani hayatın en faydalı kılavuzudur. (s. 194)

Bu meselelerde ahlaki rehber olarak tarihe güvenemeyiz, çünkü tarih üst sınıf tarafından, eğitimli, muktedir tarafından yazılmıştır. (s. 197)

Güç sadece yozlaştırmaz, bağımlılık da yapar. (s. 202)

Usta bir zanaatkarın veya sanatçının çalışırken verdiği kararlar sadece estetik kararlardır. Estetik kararlar rasyonel değildir; rasyonel bilinçle çakışmayan bir seviyede verilirler.  (s. 211)

Ve okumayan bir yazar bağışlanamaz. (s. 228)

Dünyayı bir öyküye dönüştüremeyen insanlar çıldırır. (s. 254)

Advertisements

Katip Bartelby. Herman Melville.

Katip Bartelby. Herman Melville. Çeviren: İlknur Özdemir. Kırmızı Kedi Yayınevi, 2016.

Adı Moby Dick ile anılan Amerikalı yazar Herman Melville’in bu uzun öyküsü hep güncel kalacak gibi duran bir konuyu işliyor: Öteki. Yakınlarda okuduğum Saramago’nun Körlük’ünde de birbirimizi ne kadar kolay, ne kadar hızlı, ne kadar acımasızca ötekileştirdiğimiz anlatılıyordu.

Melville, benim gibi sırdan bir okuyucunun kolayca özdeşleşemeyeceği bir anlatıcı kullanıyor: Noter benzeri küçük bir işyerinin patronu… Daha anlatıcı aşamasında okura yabancı bir karakterle karşılaşmak, yolculuğun zorlu olacağını gösteriyor. Anlatıcı, öykünün asıl kahramanı Bartelby söz konusu olduğunda şaşırtıcı biçimde farklı davranışlar gösteriyor. Tipik bir “öteki” olan Bartelby’yi, sıradışı yaklaşımları olan anlatıcının gözünden izliyoruz. Patron, Bartelby’yi anlamadığını açıkça söylemesine karşın ona herkes gibi davranmıyor, onu dışlamıyor, aşağılamıyor, ezmiyor. Acaba neden?

Her çağda, her toplumda ayrıntıları farklı da olsa tüm ötekilerin ortak bir yanı var: Onları anlamıyor, davranışlarını (hatta düşüncelerini) onaylamıyoruz. Bize, toplumun geri kalanına, görünür – kanıtlanabilir bir zararı olmayan bu kişi veya toplulukları en azından dışlıyoruz. Ötekileştirmek, koşullar uygun olduğunda, aşağılamanın, acı çektirmenin hatta öldürmenin yolunu açıyor. Tek kusuru öteki olmak olan insanlara yapılanları gördükçe, anladıkça, insan olmaktan utanıyoruz. Sonra? Sonra yolumuza devam ediyoruz… Herbirimiz bir gün öteki olabileceğimiz halde böyle bir olasılık yokmuş gibi davranmayı sürdürüyoruz.

Egemen çoğunlukta bulunanların paylaşmadığı, onaylamadığı herhangi bir özellik (diğerlerinin tümü aynı bile olsa) ötekileştirmenin gerekçesini oluşturabiliyor. Bu gerekçe, çoğu zaman din, mezhep veya etnik köken farklılığı olsa da yeri geldiğinde saç-sakal-bıyık farklılığı, kıyafet farklılığı veya “görüş” farklılığı bile olabiliyor.  Farklı olana ölüm!

Bartelby farklı biri. İşini yapan, yapmak istemediği şeyler de olan biri. “O işi yapmamayı tercih ederim” deyişi, tipik bir öteki olduğunun kanıtı. Biz de, patronu gibi, onu anlamıyoruz. Patronunu bize göre öteki yapan ise onun Bartelby’ye karşı tutumunun farklı olması, Bartelby’yi, görünüşte haklı nedenleri olmasına karşın, ötekileştirmemesi. Öykünün bütün etkisi de burada yatıyor. Melville, sakin, olaysız, kavgasız döğüşsüz anlatısında sanki “yapmayın” diyor hepimize, “ötekileştirmeyin!”. Örtülü olarak önerdiği çözüm ise çoğumuza zor gelecektir: Biraz olsun öteki olmayı deneyin!

Körlük. José Saramago.

Körlük. José Saramago. Çeviren : Işık Ergüden. Kırmızı Kedi Yayınları, 2017.

Başrolünü Julian Moore’un oynadığı aynı adlı filmin bir Saramago romanına dayandığını bilmiyordum. Yalnızca baş kısmını, o da bölük pörçük, izlediğim filmden aklımda pek bir şey kalmamış.

Noktalama işaretlerinin alışılmadık biçimde kullanımı, konuşma çizgisi, soru ve ünlem işareti bulunmayışı, roman karakterlerinin adının olmaması gibi biçimsel farklılıklar Körlük’ün konusuna da anlatım yöntemine de çok uymuş. Biçim ve içerik birbirlerinden ayrılamaz olmuş.

Okuru sarsan, huzursuz eden Saramago, bunu çok satan romanlardan, sıradan Hollywood filmlerinden farklı olarak onun iyiliği için yapıyor. Boğazına bir şey kaçan bir çocuğu baş aşağı çevirip sırtına vurmak, sarsmak gibi. Amaç, kendine yardım edemeyen bireyi yaşama döndürmek, uyandırmak, günlük yaşama dalınca fark etmez olduğu, kanıksadığı kötülükleri fark etmesini sağlamak.

Nedeni bilinmeyen bir körlük salgını, kurulu düzeni alt üst etmekle kalmıyor, ince-kırılgan-yapay-kısa ömürlü bir örtüyle gizlemeye çalıştığımız kişisel, toplumsal ikilemlerimizi, yalanlarımızı, zayıflıklarımızı görünür kılıyor. Saramago kara mizahla harmanladığı anlatımıyla bir bakıyoruz körlerden birinin ağzıyla konuşuyor, bir bakıyoruz romana dışarıdan bakan yaşlı, çok bilmiş bir 19uncu yüzyıl romancısı gibi – bir yandan kendiyle dalga geçmeyi sürdürerek- ahkam kesiyor.

Körlük, etkileyici konusu ve başarılı çevirisine yansıyan özgün diliyle yalnızca hepimizin birbirimize ne kadar gereksindiğimizi anlatıyor. “Öteki”, dışlamak veya sömürmek için değil, paylaşmak için.

 

Gelecek yoksa şimdiki zaman hiçbir işe yaramaz, sanki hiç yokmuş gibi olur,  s, 257

 

Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şey var, işte biz oyuz. s, 278

 

Bugün samimi davranıyorsam, yarın pişman olma ihtimalinin ne önemi var. s 309

 

… fikir değiştirmenin en kolay yolu sağlam bir umuda bel bağlamaktır. s. 311

 

… fethetmek zorunda kaldıklarımızdan çok, kendini bize kendiliğinden sunanları sahipleniriz. s. 312

 

 

Yazının Sınırları. Tahsin Yücel.

Yazının Sınırları. Tahsin Yücel. Pupa Yayınları, 2009.

Sorunlar ve Yapıtlar başlıklarına dağılmış 20 yazı. Tümü deneme olarak adlandırılmış olsa da, özellikle ikinci bölümdeki yazılar daha çok akademik çalışmalar. Yücel’in 1974-1982 yılları arasında yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış yazılarını biraraya getiren kitap da daha çok bu alanda çalışan akademisyenler düşünülerek hazırlanmış olmalı. Yapısalcılık ve göstergebilim ile haşır neşir olanlar, Balzac, Bernanos, Camus, Gide, Breton gibi yazarlara ilgi duyanlar için tavsiye edilecek, Tahsin Yücel’in taklit edilmesi olanaksız duru Türkçesiyle, her satırı özenle yazılmış bir kitap Yazının Sınırları. Onu daha çok romanları ile tanıyan okurları için değişik, ne yalan söyleyeyim, ağır da bir kitap.

Sözcüklere nasıl dökebileceğimi bilemediğim bir düşünceyi çok güzel aktaran, kitaptaki yazıların içeriği hakkında fikir veren bir alıntı:

… başkasının geçmiş yaşamının erişilmezliği ve değiştirilmezliği sevenle sevilen arasındaki uzaklığın indirgenmezliğini kanıtlar. s. 136 (Proust’tan söz ederken).

 

Bu da, kitapta Desnos’dan söz edilirken kullanılmış etkileyici bir şiir. Tahsin Yücel’in çevirisini başkalarınınkilerle karşılaştırınca, onlar neyi çevirdiler acaba dedim:

Son Şiir

Öyle düşledim ki seni,

Öyle dolaştım, öyle konuştum,

Öyle sevdim ki gölgeni,

Hiçbir şey kalmadı senden.

*

Bana da gölgeler içinde gölge,

Gölgeden yüz kez daha gölge olmak kaldı,

Güneşli yaşamında senin

Gidip gidip gelecek bir gölge.

 

Robert Desnos (Çev. Tahsin Yücel)  s. 128

 

Eudora Welty. Photographs.

Eudora Welty. Photographs. University Press of Mississippi, 1989.

This book helped me define my relationship with photography. Firstly, it proves (as if that was really needed) that one can be really creative in more than one field. In Welty’s case, these fields include photography, journalism and literature. She succeded in all. Secondly, it proves once again that good photography has essentially little to do with technicalities. I will return to this later.

The book contains an introduction written by Reynolds Price (a keen supporter of her) as well as an interview with Welty by the publisher’s staff. Both are informative and contributory.

Watching photographs of Welty makes me feel relaxed. I do not remember any image that was shocking or hopelessly tragic. What amazes me most is the lack of even a trace of pretension. No thriving for a message, no forced addition of grossly symbolic elements. Just plain photographs by a mature person with sensitive eyes and an open mind. Many of the photographs are from 1930’s and her attention was mostly focused on American South with an emphasis on blacks and the rural life. The photograph that made it to the cover of the book is an excellent summary of what she has achieved.

Returning to technicalities, there are occasional photographs in the book that are not sharp, that are poorly focused or even seemingly poorly composed / processed / printed. And I like them all! I like what Ms. Eudora Welty, the self confident writer-photographer, shows me kindly: The technics is just peripheral to the real thing, which has always been the soul. Thanks for the lesson.

 

 

 

Gece Yakın / Night was Falling

Gece yakın, yol yok sandın.
Bunlar zihnin oyunları.
Kapa gözlerini bir an, uyan.
Gece hiç olmadı
Yol sendin her zaman.

————————————-

Night was falling and there was no way, so you thought.
These are plays of the mind.
Close your eyes for a moment, wake up.
Night has never fallen
You’ve been the way all along.

————————————-

Belki yalnızca bir körler ülkesinde herşey gerçekte olduğu gibidir.

“Perhaps only in a world of the blind will things be what they truly are.”
José Saramago