About bcelasun

A pathologist, a former academician and a student of photography. Married with two big boys!

İyilik

İyilik

İyiliğin aslında ne olduğunu bilmeden
nesnelerden kurtulmalı,
geleceğin bir anda
sulu çorbada tuz gibi eridiğini hissetmelisin.
Elinde tuttuğun,
saydığın ve özenle sakladığın
tüm bu şeyler yok olmalı ki
iyilikten yoksun yerlerin
nasıl ıssız olabileceğini anlayasın.
Otobüsün hiç durmayacağını düşünerek
nasıl gider, gidersin de
yolcular mısır ve tavuk yiyip
sonsuza dek bakar dururlar camdan.

İyiliğin narin ağırlığını öğrenmeden
beyaz pançolu kızılderilinin
yol kenarında ölüp kaldığı yere gitmelisin.
Oradakinin sen de olabileceğini,
onun da gece boyu planlarıyla yol alan biri olduğunu
ve onu hayatta tutan basit soluğu anlamalısın.

İyiliğin, içindeki en derin şey olduğunu bilmeden
hüznün de öteki en derin şey olduğunu bilmelisin.
Hüzünle uyanmalısın.
Sesin tüm hüzünlerin ipliğini yakalayana ve
sen kumaşın ilmeklerini görene dek onunla konuşmalısın.

O zaman yalnız iyiliğin anlamı olacak,
bağcıklarını yalnız iyilik bağlayacak
ve seni mektupları postalaman ve ekmek alman için güne salacak,
yalnız iyilik başını kaldırıp dünyanın kalabalığından
aradığın bendim diyecek
ve bir gölge veya arkadaş gibi
seninle her yere gidecek.

Naomi Shihab Nye

————————————————————————————–

Bu şiire düzenli olarak izlediğim Brainpickings‘de rastladım. Türkçesini bulamadım. Paylaştığım, İngilizcesinden yaptığım çeviri.

Buyrun Siz De Deneyin. Mehmet Serdar.

Buyrun Siz De Deneyin. Denemeler. Mehmet Serdar, Sözcükler Yayınları, 2016.

Yıllar önce Adam Sanat’ta yayımlanan denemelerinden tanıdığım Mehmet Serdar’ın ustalık dönemini yansıtan denemeleri bir arada. Kitabı, o zamanlar Adam Sanat’ı şimdilerde bir anlamda onun izinden giden Sözcükler Dergisi’ni (ve yayınevini) yöneten Turgay Fişekçi hazırlamış.
Deneme okumayı seven herkesin tanımak isteyeceği bir yazar Mehmet Serdar. Kitapta yer bulan 40’a yakın denemede Serdar’ın gündelik yaşamdan ve edebiyattan beslenen, çoğu anılara yaslanan tarzını görüyorum. Aslında, kitabın adı gibi ilk makale de denemenin kendisine ayrılmış. Buyrun Siz De Deneyin, deneme yazmayı düşünebilecekleri hem içtenlikle yazmaya çağırıyor hem de onlara bunun hiç de hafife alınabilir bir iş olmadığını incelikle anımsatıyor. Türkçenin önde gelen deneme yazarlarından bazılarının (Melih Cevdet Anday, Nermi Uygur, Uğur Kökden) deneme/inceleme konusu olarak ele alınmış olması da kitabı zenginleştiren bir yön. Bunlara keyifle okuduğum “Yazı” başlıklı denemeyi katınca, yazarın bu kitapla yaptığı şeyin yazmaya çağrı olduğunu söyleyebilirim.
Mehmet Serdar, sol gelenekten gelen ancak -kendisi böyle adlandırmayabilir- günümüzde liberal bakış açısına yakın duran bir yazar. Siyasi duruşunu denemelerin çoğunda görmek mümkün ama “Bir Yıl Sonra Gezi” başlıklı yazı bu açıdan öne çıkıyor. Bu bakış açısıyla uyuşmayan düşüncelerim olsa da, Serdar’ın değerlendirmelerindeki içtenliği görüyor ve rahatımı kaçıran gözlemlerini, sorularını da seviyorum.
Kitapla ilgili tek olumsuz not, Sözcükler Dergisi’ndeki titizliğe hiç uymayan, bazen bir sayfada birkaçı bulunan yazım / dizgi / baskı yanlışları. Kapak tasarımı güzel, sayfa düzeni ve yazı tipi seçimi tutarlı olan kitapta bunlar yazara da okura da haksızlık.

Tek düşman motifi. düşünce tembelliğinin bir sonucu. s. 23

Cahil-aydın karşıtlığında, kendimizi sürekli kayırarak avunup durmayı zihinsel etkinlik sayıyoruz. s. 58

Halk cahil derken, “yüksek matematikten, teorik fizikten ya da organik kimyadan anlamıyor” demek istenmiyor herhalde. Kendi yaşam tarzınızı kabul etmeyenlere cahil diyenler, aslında iktidarlarını, imtiyazlarını, en tepede kendilerinin olduğu hiyerarşiyi dayatıyorlar. s. 60

Bütün insanlar eşit, eşdeğerde. Az da okusa çok da okusa, dine inansa da inanmasa da, bilimden de payını alsa, “cahil” de olsa, çok da bilse az da bilse. Aynı politik haklara sahip, yazgılarını belirleme hakkına. Aslında biz bu gerçeği sindirmekte zorlanıyoruz. s. 61

Radikal geçişler, sindirilmemiş sıçramalar, hep bir geri dönüş potansiyeli taşıyor. Yarattıkları gerilim, çözeceklerini iddia ettikleri sorunlardan çok daha büyük sorunlara yol açıyor. s. 132

Armut dibine düşer. Ama sonra yavaş yavaş oradan uzaklaştırılır. s. 181

Gördüklerinizi başkalarına aktaramazsanız, kaynayan süt gibi tencereden taşar, ziyan olursunuz. s. 183

Gerçek sanat yapıtı, izleyicisinin de hayatına bulaşır. s. 186

İletişimleri sanal ortamda ama insanlar hala gerçek. s. 234

Herhangi bir sorun için müzakere edilerek çözülmez diyenler, açık ki sorunun çözülmesini istemeyenler. s. 245

 

Ölmez Ağacın Peşinde. Artun Ünsal.

Ölmez Ağacın Peşinde. Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı. Artun Ünsal. Yapı Kredi Yayınları, 10uncu Baskı, 2016.

Artun Ünsal’ın Türkiye’nin peynirlerini anlattığı Süt Uyuyunca ve ekmeklerimizi anlattığı Nimet Geldi Ekine kitaplarını daha önce okumuştum. Kendine özgü anlatımı biraz dağınık, biraz uzun, biraz fazla tekrarlı olsa da Artun Ünsal’ın içtenliği, tükenmeyen merakı ve öğrendiklerini paylaşmaktan aldığı keyif okurlarına da geçiyor. Zeytinin tarihinden kimyasına, dünya ticareti açısından zeytin üretimimizden evde zeytin yapmaya kadar aklınıza gelecek her konuya yer var kitapta. Üzerinde en çok durulan konu ise zeytinyağı üretimi. Soğuk sıkmadan rivieraya zeytinyağını severek kullanan herkesin merakla okuyacağı çok bilgi var burada.

Özü : Zeytinyağından şaşmayalım.
Kitabın sonunda tablolar ve kaynakçanın yanısıra bolca da tarife yer vermiş Artun Ünsal. Afiyet olsun diye!

Hoşbeş. John Berger.

Hoşbeş. John Berger. Metis Yayınları, 2016.

Şimdilik yalnızca Türkçesi bulunan Hoşbeş’de çevirisini Aslı Biçen, Beril Eyüboğlu ve Oğuz Tecimen’in yaptığı onbir yazı var. Sayfalara Berger’in desenleri serpiştirilmiş. Kapak resmi de onun. Kapağından yazı seçimine tüm kitap Berger için bir saygı duruşu, kalıcı bir teşekkür gibi. Bu küçük kitaba insan, aydın, yazar, çizer Berger’in “tadını” sığdırabilmiş olmak büyük bir başarı. Sağ olsa, bunu önemser miydi bilmiyorum. Bir nesne olarak, alınıp satılan kitabı değil ama onu hazırlayanların -kendi dahil- emeğini, okuyanların hissettiklerini önemseyeceğine kuşkum yok.


Ülkemizde en çok okunan kitabı Görme Biçimleri olsa gerek. Görsellik üstüne Fotoğrafı Anlamak ve Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Doğru Adımlar gibi başka kitapları da var. Kıymetini Bil Herşeyin ise kapitalizmin ve uluslararası ikiyüzlülüğün eleştirisi olarak okunabilir. Seksen yıla yayılan yazarlığının ilk yıllarının ürünü olan romanı G, hala okunurluğundan hiç bir şey yitirmemiş.

Tutarlılığın demode, itirazın çirkin, hayır demenin uyumsuzluk olarak göründüğü bir ortamda, Berger ışığı hiç azalmayan bir deniz feneri olarak kaldı. Hayat arkadaşını yitirdikten az sonra o da emanetini bize bırakıp gitti. Berger’in yolu, sürünün nereye gittiğini görebilmek için sürüden ayrı durmanın gerekli olduğunu bilenlerin yolu.
Hoşbeş’i, özellikle Berger’le ilk kez tanışacaklara öneriyorum. Bırakın, aralıktan biraz ışık girsin.

Görünürde açıklanamayan şeylerin oranı günden güne artıyor. Genel oy hakkı için siyasi mücadele anlamsız hale gelmiş durumda, çünkü yerel siyasetçilerin söylemlerinin yaptıkları ve yapabilecekleri şeylerle bir bağlantısı yok artık. Bugünün dünyasını belirleyen temel kararların hepsi, isimsiz ve siyasi anlamda dilsiz olan finans spekülatörleri ve ajanları tarafından alınıyor. s. 36

Şarkının temposu, ölçüsü, içindeki döngü ve tekrarlar yatay zamanın akışına karşı bir sığınak inşa eder: Bu sığınak içinde gelecek, şimdi ve geçmiş birbirlerini teselli edebilir, kışkırtabilir, tiye alabilir ya da birbirlerine ilham verebilir. s. 69

Kelime dağarcığımız çok fakir olduğu için hayatta başımıza gelen pek çok şey isimsiz kalır. s. 78

Medya, insanları içinde yaşadıkları adaletsiz dünyayı sorgulamaya sevk edebilecek bir sessizlik kalmasın diye uyduruk ve geçici şeylerle dikkat dağıtıyor. s. 82

Her türlü ütopya vizyonunda mutluluk mecburidir. Bu da gerçekte elde edilemeyeceği anlamına gelir. Onların ütopya mantığı içinde şefkat bir zaaftır. Ütopyalar şimdiden nefret eder. Umudun yerine dogma koyarlar. Dogmalar taşa kazınmıştır; halbuki umutlar bir mum alevi gibi kırpışır. s. 83