About bcelasun

A pathologist, a former academician and a student of photography. Married with two big boys!

Körlük. José Saramago.

Körlük. José Saramago. Çeviren : Işık Ergüden. Kırmızı Kedi Yayınları, 2017.

Başrolünü Julian Moore’un oynadığı aynı adlı filmin bir Saramago romanına dayandığını bilmiyordum. Yalnızca baş kısmını, o da bölük pörçük, izlediğim filmden aklımda pek bir şey kalmamış.

Noktalama işaretlerinin alışılmadık biçimde kullanımı, konuşma çizgisi, soru ve ünlem işareti bulunmayışı, roman karakterlerinin adının olmaması gibi biçimsel farklılıklar Körlük’ün konusuna da anlatım yöntemine de çok uymuş. Biçim ve içerik birbirlerinden ayrılamaz olmuş.

Okuru sarsan, huzursuz eden Saramago, bunu çok satan romanlardan, sıradan Hollywood filmlerinden farklı olarak onun iyiliği için yapıyor. Boğazına bir şey kaçan bir çocuğu baş aşağı çevirip sırtına vurmak, sarsmak gibi. Amaç, kendine yardım edemeyen bireyi yaşama döndürmek, uyandırmak, günlük yaşama dalınca fark etmez olduğu, kanıksadığı kötülükleri fark etmesini sağlamak.

Nedeni bilinmeyen bir körlük salgını, kurulu düzeni alt üst etmekle kalmıyor, ince-kırılgan-yapay-kısa ömürlü bir örtüyle gizlemeye çalıştığımız kişisel, toplumsal ikilemlerimizi, yalanlarımızı, zayıflıklarımızı görünür kılıyor. Saramago kara mizahla harmanladığı anlatımıyla bir bakıyoruz körlerden birinin ağzıyla konuşuyor, bir bakıyoruz romana dışarıdan bakan yaşlı, çok bilmiş bir 19uncu yüzyıl romancısı gibi – bir yandan kendiyle dalga geçmeyi sürdürerek- ahkam kesiyor.

Körlük, etkileyici konusu ve başarılı çevirisine yansıyan özgün diliyle yalnızca hepimizin birbirimize ne kadar gereksindiğimizi anlatıyor. “Öteki”, dışlamak veya sömürmek için değil, paylaşmak için.

 

Gelecek yoksa şimdiki zaman hiçbir işe yaramaz, sanki hiç yokmuş gibi olur,  s, 257

 

Hepimizin içinde adını koyamadığımız bir şey var, işte biz oyuz. s, 278

 

Bugün samimi davranıyorsam, yarın pişman olma ihtimalinin ne önemi var. s 309

 

… fikir değiştirmenin en kolay yolu sağlam bir umuda bel bağlamaktır. s. 311

 

… fethetmek zorunda kaldıklarımızdan çok, kendini bize kendiliğinden sunanları sahipleniriz. s. 312

 

 

Yazının Sınırları. Tahsin Yücel.

Yazının Sınırları. Tahsin Yücel. Pupa Yayınları, 2009.

Sorunlar ve Yapıtlar başlıklarına dağılmış 20 yazı. Tümü deneme olarak adlandırılmış olsa da, özellikle ikinci bölümdeki yazılar daha çok akademik çalışmalar. Yücel’in 1974-1982 yılları arasında yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış yazılarını biraraya getiren kitap da daha çok bu alanda çalışan akademisyenler düşünülerek hazırlanmış olmalı. Yapısalcılık ve göstergebilim ile haşır neşir olanlar, Balzac, Bernanos, Camus, Gide, Breton gibi yazarlara ilgi duyanlar için tavsiye edilecek, Tahsin Yücel’in taklit edilmesi olanaksız duru Türkçesiyle, her satırı özenle yazılmış bir kitap Yazının Sınırları. Onu daha çok romanları ile tanıyan okurları için değişik, ne yalan söyleyeyim, ağır da bir kitap.

Sözcüklere nasıl dökebileceğimi bilemediğim bir düşünceyi çok güzel aktaran, kitaptaki yazıların içeriği hakkında fikir veren bir alıntı:

… başkasının geçmiş yaşamının erişilmezliği ve değiştirilmezliği sevenle sevilen arasındaki uzaklığın indirgenmezliğini kanıtlar. s. 136 (Proust’tan söz ederken).

 

Bu da, kitapta Desnos’dan söz edilirken kullanılmış etkileyici bir şiir. Tahsin Yücel’in çevirisini başkalarınınkilerle karşılaştırınca, onlar neyi çevirdiler acaba dedim:

Son Şiir

Öyle düşledim ki seni,

Öyle dolaştım, öyle konuştum,

Öyle sevdim ki gölgeni,

Hiçbir şey kalmadı senden.

*

Bana da gölgeler içinde gölge,

Gölgeden yüz kez daha gölge olmak kaldı,

Güneşli yaşamında senin

Gidip gidip gelecek bir gölge.

 

Robert Desnos (Çev. Tahsin Yücel)  s. 128

 

Eudora Welty. Photographs.

Eudora Welty. Photographs. University Press of Mississippi, 1989.

This book helped me define my relationship with photography. Firstly, it proves (as if that was really needed) that one can be really creative in more than one field. In Welty’s case, these fields include photography, journalism and literature. She succeded in all. Secondly, it proves once again that good photography has essentially little to do with technicalities. I will return to this later.

The book contains an introduction written by Reynolds Price (a keen supporter of her) as well as an interview with Welty by the publisher’s staff. Both are informative and contributory.

Watching photographs of Welty makes me feel relaxed. I do not remember any image that was shocking or hopelessly tragic. What amazes me most is the lack of even a trace of pretension. No thriving for a message, no forced addition of grossly symbolic elements. Just plain photographs by a mature person with sensitive eyes and an open mind. Many of the photographs are from 1930’s and her attention was mostly focused on American South with an emphasis on blacks and the rural life. The photograph that made it to the cover of the book is an excellent summary of what she has achieved.

Returning to technicalities, there are occasional photographs in the book that are not sharp, that are poorly focused or even seemingly poorly composed / processed / printed. And I like them all! I like what Ms. Eudora Welty, the self confident writer-photographer, shows me kindly: The technics is just peripheral to the real thing, which has always been the soul. Thanks for the lesson.

 

 

 

Gece Yakın / Night was Falling

Gece yakın, yol yok sandın.
Bunlar zihnin oyunları.
Kapa gözlerini bir an, uyan.
Gece hiç olmadı
Yol sendin her zaman.

————————————-

Night was falling and there was no way, so you thought.
These are plays of the mind.
Close your eyes for a moment, wake up.
Night has never fallen
You’ve been the way all along.

————————————-

Belki yalnızca bir körler ülkesinde herşey gerçekte olduğu gibidir.

“Perhaps only in a world of the blind will things be what they truly are.”
José Saramago