Bisiklet Almak veya Almamak

Bisiklet almaya karar verdim.
Her aklı başında 21inci Yüzyıl insanı gibi İnternete girip nasıl bir bisiklet alacağımı belirlemeye başladım. Markalar, fiyatlar, bisikleti oluşturan parçalar, kullanıcı yorumları derken doldum da doldum. Örnek derseniz, bisikletin en önemli parçası kadroymuş. Çelik, aluminyum, “carbon fibre”dan bambuya kadar pek çok malzemeden kadro yapılabiliyormuş. Bunların herbirinin de kendi içinde çok iyisi, iyisi, eh iştesi ve kötüsü varmış.

Aluminyum eğileyim derken kopar-kırılırmış, onarılamazmış. Çelik, çok sağlammış ama ağırmış. Çeliğin hafifi, aluminyumun kolay kırılmayanı da varmış. Vites, pedal, sele, gidon gibi parçaların herbiri için bu çeşitlemeler sonsuza kadar gidiyor. Birbiriyle çelişen görüşlere denk gelince, hangisinin doğru olduğunu öğrenmeye çalışmak da fazladan zaman kaybı…

Bu bana felsefi Taoculuk akımının en tartışmalı kavramlarından olan “bilgi insanı mutsuz eder”i anımsattı. Gerçekten, okudukça, öğrendikçe, bilgilendikçe iç sıkıntım artmıştı.
Beş – altı günlük bir çabalamanın sonunda, almam gereken bisikletin param yetmediği için alamayacağım bir bisiklet olduğunu, alabileceğim bir bisikletin ise kalitesiz olduğunu bildiğimden binemeyeceğim bir bisiklet olduğunu anladım. Sonuç olarak bisiklet almaktan vazgeçtim.

Yazdıklarımda bisiklet yerine düdüklü tencere veya digital fotoğraf makinesi koyunca da sürecin aynı biçimde yaşandığını fark edince, karikatürlerde çok güzel duran o kafa üstü lambası birden parlamaya başladı. Anladım ki, havlu atmamın nedeni dışsal değil içseldi. Benim “İnternetten öğrendiğime göre bana en uygun olan bisiklete binmek” gibi bir amacım olmamalıydı zaten. Amacım, düzayak bir kasabada kısa mesafeleri biraz enerji harcayıp biraz da keyif alarak kat etmek için bir bisiklet bulmaktı. Tekerlekleri düzgünce dönen 40 yaşında bir bisiklet bile yeterli olurdu aslında. Okurken anlamlı görünen farkların belki hiçbiri bisiklet sürerken anlamlı olmayacaktı. O anlarda, yolu, yapacağım işi, akşam ne yiyeceğimi düşünüyor olabilirdim ama bisikletin kadrosu “hi-ten” çelik yerine “hydroformed” veya “triple butted aluminum” olsa ne hissediyor olabileceğime takılmazdım. Her şey bir yana, kadronun kalitesiyle ilişkili sarsılmaları en çok hisseden kısmımın bu değerlendirmeler için yeterince duyarlı olduğunu düşünmüyorum.

Çoğumuz, okumaktan, araştırmaktan, yeni şeyler öğrenmekten keyif alıyoruz. Konu evrenin oluşumu oluyor bazen, bazen yalnızca Gobi çölünde bulunan bir yaratığın biyolojisi, bazen insanda bilinçlilik durumunun nasıl oluştuğu. Bazen de günlük yaşamımızı oluşturan nesnelere ilişkin bilgilerle besliyoruz merakımızı : Kuru fasulye neden düdüklü tencerede daha çabuk pişer? Saksıdaki kaktüslere ne kadar su vermek doğrudur? Elektrik süpürgesinin torbalı olması mı daha sağlıklıdır, torbasız olması mı? İnternet, bu merakları gidermenin de yeri.

Ancak kimi zaman, merakın okuyarak giderilmesi sürecinin keyfiyle kamaşan zihnimiz açık bir gerçeği kaçırıyor: Okumaktan alınan keyif, yaşamaktan alınanla karşılaştırılamaz. Bilgi, deneyimin yerini alamaz. İkisi de ayrı ayrı doyurucu, eğlendirici olabilse de, bir futbol karşılaşmasını televizyondan izlemekle, o karşılaşmada ayağında kramponla sahada koşuyor olmak benzer eylemler değildir. Bunu ıskaladığım için, bisikletle ilgili okumalarımın kesin, doğru, uygulanabilir bir karar için yeterli veri sağlamadığını görünce aptalca bir karar verdim. Oysa, okuyacağım hiç bir satır, öğrenebileceğim hiç bir bilgi, bisikletin selesine oturup pedal çevirirken hissedeceklerimle karşılaştırılamaz. Bunu bilmek için bilgin olmaya gerek yok ama, günlük yaşamın iniş çıkışları, gürültüsü içinde insan yolunu böyle kolayca kaybedebiliyor işte.

Kararımı değiştirdim. Bisiklet alacağım. Bisiklet konusunda bilgilenmeyi hala istiyorum ama bisiklete binmeyi daha fazla istiyorum. Hem de hemen.

Unutmadan, Taoculukta “insanı mutsuz eden bilgi”den neyin kast edildiğini artık daha iyi biliyorum.

 

Advertisements

Yaşlı Adam ve Deniz. Ernest Hemingway.

Yaşlı Adam ve Deniz. Ernest Hemingway. Çeviren: Orhan Azizoğlu. Bilgi Yayınevi, 96ncı Basım, 2017.

Bu kitabı ortaokul-lise yıllarımda okumalıydım. Kısa bir roman veya uzunca bir öykü olan yapıt, koşullar ne kadar olumsuz olursa olsun pes etmemek üzerine. Kolay vazgeçen (bir anlamda pes eden) biri olduğumdan, Hemingway’in mesajını etkilenmeye daha açık olduğum bir dönemde alsam nasıl olurdu sorusu geçti aklımdan… Bunun yanıtı yok. Ancak, bundan sonrası için Yaşlı Adamı hep anımsayacağımı söyleyebilirim. Ters giden her şey karşısındaki direncini ve bunun hayatına nasıl anlam kattığını anımsamazsam yazık olur.

Belki Hemingway yayımlandığını görebildiği bu son romanını ayakta kalabilmek için yazmıştı. Keşke inansaydı yazdıklarına.

 

 

The End, Mark Strand.

SON

Kimse sonunda hangi şarkıyı söyleyeceğini bilmez,
Yelkenli uzaklaşırken gözleri iskelede, veya nasıl olacağını
Denizin kükremesiyle donakalmanın, orada yolun sonunda,
Veya ne umacağını asla dönemeyeceği kesinleşince.

Gülü budamanın veya kediyi okşamanın zamanı geçtiğinde,
Çimenleri kavuran güneş ve serinleten dolunay
Görünmez olduğunda, yerlerine neyi keşfedeceğini kimse bilmez.
Geçmişin ağırlığı hiçbir şeye yaslanmaz olduğunda ve gök

Anımsanan ışıktan başka bir şey olmadığında, ve sirus ile
kümülüsün öyküleri sona ererken, ve tüm kuşlar donup kalınca uçarken,
Kimse kendini neyin beklediğini bilmez, veya hangi şarkıyı söyleyeceğini
İçinde olduğu gemi karanlığa kayıp giderken, orada yolun sonunda.

                                                Mark Strand

………………………………………………………………….

THE END

Not every man knows what he shall sing at the end,
Watching the pier as the ship sails away, or what it will seem like
When he’s held by the sea’s roar, motionless, there at the end,
Or what he shall hope for once it is clear that he’ll never go back.

When the time has passed to prune the rose or caress the cat,
When the sunset torching the lawn and the full moon icing it down
No longer appear, not every man knows what he’ll discover instead.
When the weight of the past leans against nothing, and the sky

Is no more than remembered light, and the stories of cirrus
And cumulus come to a close, and all the birds are suspended in flight,
Not every man knows what is waiting for him, or what he shall sing
When the ship he is on slips into darkness, there at the end.

                                                Mark Strand

 

Source: https://www.brainpickings.org/2016/10/18/mark-strand-reads-the-end/

You can also hear the poet reading his poem there.