İyilik

İyilik

İyiliğin aslında ne olduğunu bilmeden
nesnelerden kurtulmalı,
geleceğin bir anda
sulu çorbada tuz gibi eridiğini hissetmelisin.
Elinde tuttuğun,
saydığın ve özenle sakladığın
tüm bu şeyler yok olmalı ki
iyilikten yoksun yerlerin
nasıl ıssız olabileceğini anlayasın.
Otobüsün hiç durmayacağını düşünerek
nasıl gider, gidersin de
yolcular mısır ve tavuk yiyip
sonsuza dek bakar dururlar camdan.

İyiliğin narin ağırlığını öğrenmeden
beyaz pançolu kızılderilinin
yol kenarında ölüp kaldığı yere gitmelisin.
Oradakinin sen de olabileceğini,
onun da gece boyu planlarıyla yol alan biri olduğunu
ve onu hayatta tutan basit soluğu anlamalısın.

İyiliğin, içindeki en derin şey olduğunu bilmeden
hüznün de öteki en derin şey olduğunu bilmelisin.
Hüzünle uyanmalısın.
Sesin tüm hüzünlerin ipliğini yakalayana ve
sen kumaşın ilmeklerini görene dek onunla konuşmalısın.

O zaman yalnız iyiliğin anlamı olacak,
bağcıklarını yalnız iyilik bağlayacak
ve seni mektupları postalaman ve ekmek alman için güne salacak,
yalnız iyilik başını kaldırıp dünyanın kalabalığından
aradığın bendim diyecek
ve bir gölge veya arkadaş gibi
seninle her yere gidecek.

Naomi Shihab Nye

————————————————————————————–

Bu şiire düzenli olarak izlediğim Brainpickings‘de rastladım. Türkçesini bulamadım. Paylaştığım, İngilizcesinden yaptığım çeviri.

Kayıp / Lost

Öyle kal. Karşıdaki ağaçlar ve yanıbaşındaki çalılar
Kayıp değil. Bulunduğun yere Burası denir,
Ve ona güçlü bir yabancı gibi davranmalısın,
Onu tanımak ve kendini tanıtmak için izin istemelisin.
Orman nefes alır. Dinle. Yanıt verir,
Çevrendeki bu yeri ben yaptım
Ondan ayrılırsan, Burası diyerek dönüp gelebilirsin.
Kuzguna birbirinin aynı iki ağaç yok.
Çalıkuşuna birbirinin aynı iki dal yok.
Bir ağacın veya bir çalının ne yaptığını anlamıyorsan
Gerçekten kaybolmuşsundur. Öyle kal. Orman
Bilir nerede olduğunu. Bırak bulsun seni.

 David Wagoner


 

Stand still. The trees ahead and bushes beside you
Are not lost. Wherever you are is called Here,
And you must treat it as a powerful stranger,
Must ask permission to know it and be known.
The forest breathes. Listen. It answers,
I have made this place around you.
If you leave it, you may come back again, saying Here.
No two trees are the same to Raven.
No two branches are the same to Wren.
If what a tree or a bush does is lost on you,
You are surely lost. Stand still. The forest knows
Where you are. You must let it find you.

 David Wagoner


 

Resumé. Dorothy Parker.

    Özet

Jilet yakar canını,
Nehirler ıslak,
Asit leke yapar,
Ve ilaçlar kramp.

Halat kopar,
Tabanca yasadışı,
Gaz berbat kokar,
Yaşasan en iyisi.

    Dorothy Parker

* * *

Bu şiire Sarp Dakni’nin intiharı seçen sanatçı kadınlar üzerine “Jilet Acıtır, Nehirler Islaktır” adlı yazısında rastladım (Istanbul Art News Chronicle, Mart 2016, sayı 14, sayfa 17). Anladığıma göre, Dorothy Parker’ın en tanınan şiirlerinden biri.

Şiirin adındaki sözcük oyunu çevrilebilir gibi değil. Gene de, bu ciddi konuya kara mizahla nasıl böyle güzel yaklaşılabildiği daha çok bilinsin istedim.

Sonbahar / Autumn. Yoko Ono*.

 

Sonbahar

Düşün bir buğday tarlasında koştuğunu
elinden geldiğince hızlı.
Düşün arkadaşının sana doğru koştuğunu
mümkün olduğunca hızlı.

Göğün rengini düşün. Bulutluysa
bak mavi lekeler var mı.

Açıksa
bak hiç bulut var mı.

Fırtınalıysa
dikkat et gök gürültüsü ve yıldırıma.

Kar yağıyorsa,
Çıkar ceketini
ki sarabilesin arkadaşına.

Yoko Ono’nun 2013’de yayımlanan “Acorn” adlı kitabında yer alan bu şiirin orijinalini Brainpickings‘de bulabilirsiniz.

* : See Brainpickings to read the original of this poem which appears in “Acorn” by Yoko Ono, published in 2013.

İnsanın Yaşarken Zamanı Yoktur

İnsanın Yaşarken Zamanı Yoktur

İnsanın yaşarken herşeye zamanı olmasına
zamanı yoktur.
Her işe ayrı mevsim ayıracağı
mevsimleri yoktur. Eski Ahit
Yanılmıştı bu konuda.

İnsanın aynı anda hem sevmesi hem nefret etmesi gerekir,
aynı gözlerle gülmesi ve ağlaması,
aynı ellerle taş fırlatması ve onları toplaması,
savaşta aşk yapması aşkta savaşması.
Ve tarihin yıllar, yıllar içinde yaptıklarından
nefret etmek, onları bağışlamak ve anımsamak ve unutmak,
düzenlemek ve karıştırmak, yemek ve sindirmek.

İnsanın zamanı yoktur.
Kaybedince arar, bulduğunda
unutur, unutunca sever, sevince
unutmaya başlar.

Ve ruhu ustadır, ruhu
pek profesyonel.
Yalnız bedeni hep bir
amatör kalır. Dener ve yanılır,
afallar, bir şey öğrenmez,
zevklerinde ve acılarında
sarhoş ve kör.

İncirlerin sonbaharda öldüğü gibi ölecektir,
Kırışmış ve kendiyle dolu ve tatlı,
yapraklar yerde kurumada,
her şey için zaman olan yeri göstermede
çıplak dallar.

Yehuda Amichai

————————————————————————————–

Bu şiirin son kıtasına Metin Münir’in etkileyici bir yazısında rastladım. Aslı İbranice olan şiiri çevirmek istedim. Paylaştığım, İngilizcesinden yaptığım çeviri.

 

Sarı Çınar Yaprağı

 

SARI ÇINAR YAPRAĞI

Dünya çınara güzel; derinde kökleri
Güneşle, yağmurla, rüzgarla barışık
Mevsimler, aynı mahallenin çocukları.

*

Serçeye güzel dünya; çoktan bulmuş çınarını
Gündüz bu gökler onun, dikenli teller oyuncak
Deliksiz uyur geceleri, kovukta sıcak yuvası.

*

Yere düşen sarı yaprağı çınarın; dünya sana güzel!
Güneş beslemiş, rüzgar okşamış, yağmur yıkamış
Serçe, gölgende doyurmuş kara gözlü yavrusunu.

Hüzün, köksüz adamın mevsimsiz kuruntusu.

 

Sevgilerde. Kendi Seçtiği Şiirleri. Behçet Necatigil

Sevgilerde. Kendi Seçtiği Şiirleri. Behçet Necatigil. Can Yayınları, 16ncı Baskı, 2012.

 

Otuz yıldan uzun süredir zaman zaman okurum Necatigil’i. İlk kez, birkaç şiirini veya bir küçük kitabını değil, yaklaşık 250 sayfaya yayılan şiirlerini okudum. Hem de, şiir kitaplarının – kısmen de olsa şiirlerin yazıldıkları tarihi yansıtan – yayımlanma sırasına göre. Böyle okuyunca, Necatigil şiirinin nereden nereye geldiğini, şairin neleri hep önemsediğini, neleri hemen hiç konu etmediğini izleyebilmek de mümkün oluyor.

Anımsadığım, sevdiğim, yeniden okumaktan hoşlandığım şiirlerin çoğu kitabın ortalarında yer alıyor. 1960’larla birlikte, Necatigil’in şiiri, daha farklı (belki daha donanımlı) bir okura seslenir hale geliyor. Yeniden ve sesli okumak için işaretlediğim şiirlerin hiçbiri 1970’lerde yayımlanan kitaplardan değil! Bu, hem Necatigil’in şiiri hakkında hem de bu okuru hakkında bir şeyler söylüyor olmalı 🙂 . Ancak bu okurun, “Sevgilerde” ve “Solgun Bir Gül Dokununca” şiirlerini sayısız kez okuduğunu, bunları her okuduğunda tapılası bulduğunu da unutmayalım…

Başlarda, ev-aile-sokak çevresinde dolanır gibi duran, çoğu kez mutsuz, eksikli bir dünyayı sergiliyor şiirler. Ağlamadan, abartısız ama çoğu kez umutsuz. Sonlara doğru ise, daha kendine güvenen, anlaşılır olmayı öncelemeyen, mutluluk/mutsuzluk ikilemini aşmış, ironik şiirler var. Yeniden okumaya kararlı olduklarım, bunlar. Alıntıladıklarım ise, anladıklarımın arasından!

 

Genişliğe Övgü” adlı şiirden (s. 159):

Gözünüzde büyüttüğünüz şeyler

İlerde güleceksiniz!

İçindeyken

Anlaşılmaz gençliğin geçtiği.

 

Ve telaşlar yıpratır kalbi:

Enfarktüs.

En iyisi oluruna bırakmak.

Biraz geniş olunuz!

 

Ve Görmemiz Bilmediğimiz Birini” adlı şiirden (s.193) :

Bir yüzdü gördüğünüz, bir gözdü

Bir gizli akım.

Size öyle geldi, bakışında :

Ben senin olaydım.

 

Limit” adlı şiirden  (s214):

Ya biz böyle nelerden kaçarız

Çalarlar da kapımızı.

Ama sıfır çarpı yalnızlık

Toplasalar hepimizi.