Bugünü Yaşama Arzusu. Irvin Yalom.

Bugünü Yaşama Arzusu. Schopenhauer Tedavisi. Irvin Yalom. Kabalcı Yayınevi, 4üncü Basım 2011.

Yalom’un, “roman havasında” yazdığı kitap hem bir psikoloji / psikiyatri çalışması hem de filozof Arhur Schopenhauer’in yaşamı, felsefesi ve yapıtları üzerine geniş bir özet. Roman; ülkemizde nadiren, Amerika Birleşik Devletlerinde ise yaygın olarak uygulanan “grup tedavisi” ortamında geçiyor. Grubu / tedaviyi düzenleyen Dr. Julius Hertzfeld kitabın başında ölümcül bir hastalığı olduğunu öğreniyor. Roman, onun arayışları ve grubundakilerle ilişkileri üzerinden Schopenhauer’in yaşam ve ölüm anlayışının deşilmesinden oluşuyor. Daha önce Dr. Oliver Sacks‘ın herkese yönelik nöroloji ağırlıklı kitaplarını okuyup sevenlerin de ilgi duyabilecekleri bir kitap bu…

Bir edebi derinlik iddiası olmadan; insan doğası, yaşam, ölüm, kadın-erkek ilişkileri gibi konularda dolaşan, ustaca yazılmış bir kitap. Yalom’un Spinoza Problemi‘ni “problemli” bulmuştum ama Bugünü Yaşama Arzusu’nu -her şey bir yana- “yararlı” buldum.  Nietzche Ağladığında‘yı beğenenler bunu da okumalı diyebilirim.

Grup tedavisinin işleyişinin hem hasta hem psikiyatrist yönünden düşündüğümden çok daha zor ve ağrılı olduğunu görmek şaşırtıcı oldu. Böyle bir grupta hasta olarak yer alabileceğimi düşünemiyorum. Grubu başarıyla yönetebilmek için de özel eğitimli, donanımlı olmaktan daha fazlasına gereksinim olduğu belli…

Yıllar önce, ölmekte olan hastalardan söz ederken hemen hemen aynı sözcüklerle bunları söylerdim:

“… Ölümcül hastalığı olan ve işin en zor yanının hastalığın eşlik ettiği yalıtılma olduğunu söyleyen bir sürü hastam oldu. Ve bu yalıtılma çift yönlü bir yalıtılma: Birincisi, hasta kişi kendini diğerlerinden yalıtır, çünkü onları da kendi kederinin içine çekmek istemez (benim de endişelerimden birinin bu olduğunu açıkça söyleyebilirim) ve ikincisi, diğerleri ondan kaçar, çünkü ya onunla nasıl konuşacaklarını bilmiyorlardır ya da ölümle ilgili bir şey duymak istemiyorlardır”.

Kitabın en önemli işlevi, sıradışı bir kişilik ve felsefeci olan Schopenhauer’i tanrılaştırmanın da, önemsememenin de açıkça yanlış olduğunu inandırıcı biçimde anlatması. Sırf bunun için bile okunmaya değer.

 

Advertisements

Özgürlük – Yalnızlık / Freedom – Loneliness

Schopenhauer şöyle demiş: “İnsan sadece yalnız olabildiği sürece bütünüyle kendisi olur. Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Çünkü, insan ancak yalnız olduğunda özgürdür.”

Bunun üzerine ne söyleyebilirim? Yalnızca yalnızken kendimi özgür hissetiğimi hep biliyordum ama, önceleri bunu kendime bile itiraf etmekten çekiniyordum. Eşim, yalnız olmanın da özgür olmanın da evli bir erkek için arzulanması düşünülemeyecek şeyler olduğuna inanıyor! Bunları akıldan geçiriyor olmak, aldatmanın bir adım öncesi; evli bir adam özgür olmayı neden istesin? Özgürlük duygusunu tehlikeli buluyor belli ki. Haklı olabilir mi? Özgürlük kötü olabilir mi? Özgürlük içinde sadakat, mümkün ve zorunlu sadakatten daha üstün olabilir mi?