Halusinasyonlar. Oliver Sacks.

Halusinasyonlar. Oliver Sacks. Çeviren : Deniz Koç. Yapı Kredi Yayınları, 2015.

Seksenlerinde olan Dr. Oliver Sacks’ın son kitaplarından biri. Öncekilerden birini (Karısını Şapka Sanan Adam, Mars’ta Bir Antropolog, Müzikofili, Aklın Gözü) okudunuz ve hoşlandınızsa bunu da okumaktan keyif alacağınıza eminim. Sacks, sinirbilim uzmanı olan bir tıp doktoru. Sinirbilim ile ilgili konuları, gerçek hasta öykülerine dayanarak sokaktaki adamın rahatlıkla okuyabileceği biçimde yazabilmek gibi bir becerisi var.
Bu kitabın öncekilerden temel farkı, halusinasyon (sanrı) görmeye odaklanmış olması. Kitabı okumayacak olanların bile akıllarında yer etmesi gereken en önemli bilgi, gerçekte olmayan bir şeyi algılıyor olmanın (görüntü, ses, koku…) o kişide ağır bir akıl sağlığı sorunu olduğu anlamına gelmediği. Aksine, halusinasyonların çoğu akıl sağlığı ile ilgili sorunu olmayan insanlarda görünüyor. Bence yalnızca bunu kavramak için bile kitabı okumak isteyebilirsiniz.
Kitabın; paranormal fenomenler ve inançlarla ilgili düşüncelerinizi sarsabilecek kısımları olduğunu da söylemeliyim. Sacks, dini inançların kökenine, tarihine ilişkin şaşırtıcı ve önemli bilgiler sağlarken bunların okuru nerelere götürebileceği konusuna hiç girmemekle iyi ediyor. Çünkü maksadı arı kovanına çomak sokmak değil, işini yapmak…

Advertisements

Mars’ta Bir Antropolog. Oliver Sacks.

Mars’ta Bir Antropolog. Oliver Sacks. Çeviren Osman Yener. Yapı Kredi Yayınları, 2011.

Hastalar ve hastalıkları üstüne herkesin okuyabileceği kitaplar yazan Sacks’ın bu kitabı aralarında otizmin de bulunduğu değişik hastalıkları bulunan seçilmiş hastalar üzerine. Onları toplumun parçası olan bireyler olarak ele alan, “normal” insanlardan üstün ve eksik yanlarını çözümleyen yazılar. Hastalıkları anlatırken, hastaları mikroskoba yerleştirilmiş birer böcek gibi değil, birer insan olarak tanıtabilmek Sacks’ı başarılı ve rahat okunur kılan özelliklerinden biri. Okuduğum kitaplarından ikisini (Aklın Gözü ve Müzikofili) burada daha önce yazmıştım.

Sacks, bir kısmı nöroloji ve psikiyatri uzmanları için bile tanıdık olmayan bilgileri, kuramları sergilerken tıpla hiç ilgisi olmayan okurların da ilgisini canlı tutabiliyor. Bunu böylesine başarıyla yapabiliyor olması hayret verici…Tek başına hayatta kalması mümkün olmayan hastalardan, hayatını aktif bir cerrah veya akademisyen olarak sürdürebilenlere kadar 7 örnek hasta/hastalık ele alınıyor kitapta.

Bir alıntı :

…zihin, yetenekler toplamından daha fazla bir şeydir. Şimdilerde birçok nöroloğun ve psikoloğun yaptığı gibi zihni sadece modüler ya da bileşik bir yapı olarak görürsek, normal insanlarda derhal göze çarpan o genel niteliğini – buna kapsam, alan, genişlik, ferahlık diyebilirsiniz – gözden kaçırmış oluruz. Bu supramodal bir kapasitedir ve bütün özel yeteneklerin üstündedir. “Parlak bir zihin” dediğimizde kastettiğimiz şey budur. Zihnin modüler modelinin önemli bir yanı da, bu modelde kişilik merkezinin, benliğin, “ben”in olmamasıdır. Normal zihinde, tutarlı ve birleştirici bir güç (Coleridge’in deyişiyle “esemplastik” bir güç) zihnin çeşitli melekelerini bir arada tutar, bunları duygularımız ve tecrübelerimizle birleştirir ve bize özgün bir kişilik kazandırır. Bu global ve birleştirici güç, bize genelleme yapma ve düşünme kabiliyeti verir, öznellik ve benlik bilinci sağlar. (s.221)

Mars’ta Bir Antropolog, Sacks’ın diğer kitapları gibi, yitirmeden önemini kavrayamadığımız yeteneklerimizin ne kadar karmaşık ve kırılgan olduklarını anlatıyor.  Bir de, aslında ne kadar şanslı olduğumuzu…

 

 

Müzikofili. Müzik ve Beyin Öyküleri. Oliver Sacks.

Müzikofili. Müzik ve Beyin Öyküleri. Oliver Sacks. Çeviren : Begüm Kovulmaz. Yapı Kredi Yayınları, 2014.

Müzikofili

Nöroloji Uzmanı Dr. Oliver Sacks ile tanışıklığım “Karısını Şapka Sanan Adam”ı okuyarak başlamıştı. En son “Aklın Gözü“nü okudum. Musicophilia, 2008’de basılmış. Dr. Sacks’ın yaşlandıkça ustalaştığı yazı tarzı, sağlık çalışanlarına ve sokaktaki adama aynı anda seslenebilmesini sağlıyor. Bu dengeyi böyle başarılı biçimde sağlamak herkesin başarabileceği iş değil. Bunu, kısmen de olsa, sayfaların altında yer alan dipnotları kullanarak sağlıyor Dr. Sacks; merak edenler orada yazanları da yutuyor.

Kitap, müziğin algılanması, yorumlanması, üretilmesi, hayatımızda kapladığı yer gibi hemen herkesi ilgilendirebilecek konuları ele alıyor. Bunların nörolojik temellerini, değişik beyin zedelenmelerinin sonucunda ortaya çıkan anormallikler üzerinden izliyoruz. Mutlak kulağı olan (tüm sesleri nota olarak duyup hemen kağıda geçirebilen), yüzlerce-binlerce yapıtı çalıp söyleyebilen, ilk kez duyduğu bir eseri kusursuz biçimde çalabilen, gene de zeka derecesi normalin çok altında olan insanları tanıyoruz. Değişik biçimli işitme sorunlarının kişilerin günlük yaşantısını nasıl etkileyebileceğini, hayatla hemen tek bağı şarkı söylemek veya müzik dinlemek olan ağır akıl hastalıklarını tanıyoruz. Müzikofili, müzik dinleyebilmenin, müzikten zevk alabilmenin ne denli önemli olduğunun ayırdına varmama yardımcı oldu. Tad alma, dokunma, koklama, görme gibi algılamalara benzemeyen, yalnızca işitme duyusuyla tam olarak açıklanamayan müzik sevgisinin ne denli karmaşık bir süreci gerektirdiğini öğrenmek beni şaşırttı. Kitabı bir solukta okudum.

Müziği hayatının önemli bir parçası olarak gören herkese öneriyorum.

Aklın Gözü. Oliver Sacks.

Aklın Gözü. Oliver Sacks. Çeviren: Emre Kapkın. Yapı Kredi Yayınları 2011.

Nöroloji Uzmanı olan Sacks; ilginç hastaları / hastalıkları, sokaktaki adamı sarıp sarmalayabilen biçimde anlatmakta usta. Karısını Şapka Sanan Adam ile başlayan yazı kariyerinin bu son kitabında da görmeye ilişkin nörolojik sorunları olan hastalar bağlamında hayata bakıyor. Önceki kitaplardan en büyük farkı, kendisinin de ağır bir görme sorunu yaşıyor olması. Bu sorunun nasıl oluşup geliştiğini, özenle tutuğu günlüğün de katkısıyla izleyebiliyoruz. Böyle anlatıların en iyi yanı -benim gibi- kolay mızmızlanan insanların aslında ne kadar şanslı olduklarını anlamalarını sağlayabilmesi… Etkisi geçici de olsa!

Çevirisi pürüzsüz olan bu kitap, yalnızca popüler bilim kitaplarını sevenler için değil, iyi yazan bir doktorun kendi hastalığıyla ilgili “en içerden” gözlemlerini merak edenler için de rahatça önerilebilir… Hadi sorayım : Sol gözünüz görmüyorsa, beyninizin bir sol tarafınız yokmuş gibi davranmaya başladığını biliyor muydunuz?