Kedi sevmek, köpek sevmek…

Bir süredir -hayranı olduğum- Bilge Karasu’nun kediseverliğine takıldım kaldım. Daha doğrusu, köpekseverler hakkındaki değerlendirmesine… Olmadık zamanlarda Karasu’nun yazdıkları geliyor aklıma. Kedi tutkusunu anlıyorum. Yazdıklarından taşan, özel yaşamının da önemli bir parçası olduğu bilinen kediseverliğini onun özelliklerinden biri olarak algılıyorum. Anlayamadığım, köpekseverler hakkındaki düşünceleri. Onları itici, hatta korkutucu bulması… “Demek”, diyorum, “yaşasaydı ve karşılaşsaydık, benim sorunlu bir tip olduğumu -saklamak için gösterdiğim onca çabaya karşın- şıp diye anlayacaktı”. Evde kedi değil, köpek (Çakıl diyoruz!) olduğu için…

 

Karasu’nun şöyledikleri şunlar :

“Ben köpek seven insandan korkarım. Ya zayıf olduğu için kötülük edebilir, ya da kötü olduğu için köpeklerin dostluğunu arar. … Kedileri, sokak kedilerini, uyuz kedileri besleyen bir Deli Meryem herhangi bir köpekseverden daha soyludur.” (Susanlar, s.66).

Karasu, insanın içini gözlemleme becerisi yönünden küçümsenebilir bir yazar değil.  “Köpeklerin sahipleri, kedilerin köleleri vardır” diye kediseverleri hafifçe aşağılayan bir söz vardır. Kuşku yok ki, Karasu da duymuştur bunu. Düşününce, köpek sahipleri ile ilgili rahatsızlığının ipuçlarını bu sözde bulmak mümkün… Basitçe şöyle : Kediseverin kendiyle ilgili kuşkusu yok. Köpeksever ise kendisine itaat edilmesine, dediğinin yapılmasına gereksinim duyuyor. Bu gereksinim, doyurulmamış bir açlığın, bir eksikliğin göstergesi.

Karasu korkusunda haklıysa, kendim hakkımda öğreneceğim daha çok şey var; yüzeyde olmayan, bilmediğim, deşmeye çekindiğim…

Yanılmış olamaz mı?