Resumé. Dorothy Parker.

    Özet

Jilet yakar canını,
Nehirler ıslak,
Asit leke yapar,
Ve ilaçlar kramp.

Halat kopar,
Tabanca yasadışı,
Gaz berbat kokar,
Yaşasan en iyisi.

    Dorothy Parker

* * *

Bu şiire Sarp Dakni’nin intiharı seçen sanatçı kadınlar üzerine “Jilet Acıtır, Nehirler Islaktır” adlı yazısında rastladım (Istanbul Art News Chronicle, Mart 2016, sayı 14, sayfa 17). Anladığıma göre, Dorothy Parker’ın en tanınan şiirlerinden biri.

Şiirin adındaki sözcük oyunu çevrilebilir gibi değil. Gene de, bu ciddi konuya kara mizahla nasıl böyle güzel yaklaşılabildiği daha çok bilinsin istedim.

Advertisements

İntihar (Zamanımızın Bir Kahramanı). Kaan Arslanoğlu.

İntihar (Zamanımızın Bir Kahramanı). Kaan Arslanoğlu. Adam Yayınları, 1999.

İntihar - Kapak

Antika bir yazar Arslanoğlu! Çocukluğunu, hekimliğini, psikiyatri deneyimini, askerliğini katıyor romanlarına. Romanları gerçekten bir şey söylesin, bir şey anlatsın istiyor. Bir işe yarasın. Aslında bu modernist zırvaların modasının geçtiğini biliyor ama belli ki elinden/kaleminden başka türlüsü gelmiyor. Ne bireyi yüceltiyor, ne ülkesini pazarlıyor ne de okuruna masaj yapıyor; Nobel’e aday olması düşünülemez bile!

İntihar, bu sıralar okuduğum en iyi roman. Klasik denebilecek bir biçemi ve deşilen tek bir karakteri var: Erdem. Arslanoğlu’nun kahramanına bu adı vermesinin nedeni de romanda saklı; aramaya değer! Erdem, sıradan olduğunu fark edip, bu farkındalığı nedeniyle bunalan sıradışı bir adam! Arslanoğlu, -aslında hiç sıradan olmayan- Erdem karakterini kullanarak çıkarcı, gündelik hesaplara gömülü, söylediği ile yaptığının uyuşmamasından rahatsızlık duymayan, ilkesiz yanımızın ipliğini pazara çıkarıyor. Erdem de bundan payını alıyor almasına; bedel ödeyerek… İnsan, bedelini ödemediği hiç birşeyi elde edemez diyor Arslanoğlu…

İntihar da ilk satırlarından başlayarak Erdem’e paralel ilerleyen bir izlek. Bu düşünceyi aklından geçirmiş olanlara çok tanıdık gelecek ayrıntılar sıralanıyor biz Erdem’i tanıdıkça. Romanın gereksinim duyduğu gerilimi de bu sağlıyor… İntihar gerekli mi? İşe yarar mı? Erdem intihar etmeyi istiyor mu? İstiyorsa, neden? Edecek mi? Arslanoğlu, bireyin intihar düşüncesinin kaynaklarını ustaca deşerken, odak noktasına toplumun işleyişindeki bayağılıkları oturtuyor. Toplumun parçası olmak; ilkesiz, tutarsız, kişiliksiz olmak anlamına geliyorsa; bunu fark eden bireyin elinde intihardan başka seçenek kalıyor mu? Arslanoğlu’nun “sıradan” kahramanı Erdem’in dağ başında kendisiyle, toplumla ve yaşamla hesaplaşması, aslında bu yanıtın aranışı…

Arslanoğlu, dünyayı değiştirmeye çalışmanın salakça değil, erdemli bir tavır olduğuna inanıyor ve tüm romanlarını bu inançla yazıyor. Onun; zayıflıkları, yanlışları olan roman kişileri, bildik anlamda kusursuz bir kahraman olmadan da sorumluluk taşınabileceğini, doğru eylemler yapılabileceğini, umutsuzluğun ve pes etmenin bir hak olmadığını göstermek için var oluyorlar. Erdem de onlardan biri…

Bu romanı belki de kendi yaşamımdan, yanlışlarımdan, yolumu kaybetmelerimden izler bulduğum için bu kadar sevdim. Ancak, Erdem kadar güçlü, Arslanoğlu kadar inatçı değilim… Sürekli başkalarının söylediklerinden, yaptıklarından yakınan insanın durup kendi varlığına yakından baktığında nasıl pişkin pişkin gülümseyebildiğini bir türlü anlayamıyorum…

İnsan, kendine nasıl katlanabiliyor?

Genç Tiyatrocu

Genç tiyatrocu evinde ölü bulundu diyor internet sitesindeki haber. İple tavana asılı halde bulmuş onu arkadaşı. Arkadaşı? Belki de değil… İntihar edip etmediği de daha belli değil… Geçmişi göz alıcı. Sevdiği alanda öğrenim görmüş, çalışmış, üretmiş, yükselmiş; gelinmesi bir ömür sürebilecek yere gelmiş genç yaşında. Ney çalarmış hem de…

Fotoğrafına bakınca -gülümseyen-,”keşke” diyor insan; “yapmasaymış”… Hoş, daha belli değil intihar edip etmediği… Başı, -iple tavana asılacak olan- hafifçe öne eğik. Dudağında, fotoğraf çekeni mutlu etmesi istenmiş bir gülüş. Gözleri de sanki katılmış poz verme oyununa. Sanki katılmamış… Biri ağlıyor sanki; öteki, fotoğraf makinası inansın diye çabalıyor. İnansın diye, bunun bir gülüş olduğuna… Ağlıyor gibi gözlerinin biri… Bilemiyorum bir türlü, hangisi? Bir ona bakıyorum bir ötekine; hala saklıyor sanki, daha o günlerde aklından geçenleri…

İntihar, yaşamaya gücü yetmeyenlerin seçimi. Yaşamına anlam katamayanların. Yaşama, hak ettiği değeri veremeyenlerin… Onların bırakıp gittiği bu dünyada en kolay yaşayanların, yaşamın anlamını hiç sorgulamayanlar olması ne hazin…