Kısmet Büfesi. Bilge Karasu.

Kısmet Büfesi. Bilge Karasu. Metis Yayınları, 6ncı Basım, 2013.

Karasu’nun önceleri “metin” olarak adlandırdığı yazılardan oluşan bu seçki, ilk kez sağlığında yayımlanmış (1982). Bildik edebi türler içinde bir yere koymak isterseniz, bazılarını deneme ile öykü arasına sıkıştırabilirsiniz belki… Yalnızca kendi gibi yazan Karasu için, bu yazıların nereye konacağı hiç bir zaman önemli olmamış…

Yazıların hemen tümü, kimi hayal ürünü olan kimine kitapta yer verilen resim ve fotoğraflardan yola çıkıyor. İlk kez Karasu okuyanlar için şaşkınlık uyandırabilecek, çetin olabilecek, içine girilmesi anlaşılması zor olabilecek yazılar bunlar. (Belki, önce Susanlar‘ı okumaları önerilebilir). Karasu’yu yeniden yeniden okumayı bir zihin besleme yöntemi yapanlar içinse kitabın her sayfası bir hazine… Kitapta, edebiyat-drama-müzik kesişmesine yoğunlaşanlara yönelik  iki de seslendirme metni var.  Bunlardan birinden, bu gün içinde yaşadığımız ortama uygun bir alıntı ile bitiriyorum :

Oysa korku kendi memesini

e m e r e k   b ü y ü r ;

nasıl

burmalı

bu me-

meyi?

nasıl

kurtul-

malı

 

nasıl na-

sıl nasıl

 

korku-

nun sü

dü ol-

mak-

tan?

Advertisements

Birkaç Kitap

Bella’nın Ölümü. Georges Simenon. Çeviren : Bilge Karasu, Kabalcı Yayınevi, 2008.

Polisiye’den beklediğiniz yalnızca merak uyandırıcılık, sürükleyicilik ve zeka kıvılcımları değil de “roman” tadı ise, doğru yerdesiniz. Simenon’un polisiyenin ötesinde derinliği olan romanlarından biri. İsterseniz bir toplumsal eleştiri gibi bile okuyabilirsiniz. Sonlarına yaklaşırken -bir Simenon kitabı okuduğumu unutup- “katil kim?” sorusuna yanıt aradım ve kendimce (zekice bir akılca yürütmeyle!) güzel bir tahmin yaptım. Okumaya devam edince, Simenon “bu ne bir Mickey Spillane romanı ne de bir Agatha Christie” diyerek uyanmamı sağladı. Son sayfalara gelmeden romanın nasıl biteceğini anlamıştım ama bununla övünemem!

Polisiye sevenlerin de, Simenon sevenlerin de okumalarını öneririm.

 

x x x

 

Göz ve Tin. Maurice Merleau Ponty. Çeviren : Ahmet Soysal. Metis Yayınları, 3üncü Basım, 2012.

 

Güzel konu, usta bir felsefecinin ağır “jargon” (özgüdil) kullanmadan yazdığı bir yazı. Böyle olmasına karşın, benim gibi, konuya biraz kenardan bakan ve alana özgü eğitimi olmayan birinin bir okuyuşta kavraması zor olan tümceler… Yağlı boya resmi merkeze alan bir yaklaşımla, görsel algılamanın diğer duyularımız ve eylemlerimizden farklılığını vurgulayıp onun yaşamımızdaki yerini ve düşüncelerimizi nasıl etkilediğini deşiyor Merleau-Ponty.  Daha sonra okumaya başladığım “Algılanan Dünya” çok daha kolay okunuyor. Yeni başlayanlara önce onu okumalarını öneririm.

 

x x x

 

Kavafis’ten Yüz Şiir. Başka Bir Deniz Bulamazsın. Çeviren : Cevat Çapan, Sözcükler Yayınları, 2014.

 

Kavafis’in şiirleri, Cevat Çapan’ın usta işi çevirisine rağmen beni “sarmadı”. Bir edebiyat eleştirmeni olmayışımın rahatlığıyla yazıyorum bunu. Ancak, komşumuzun şiirine ve kimi bakımlardan o şiirin en önemli temsilcilerinden biri olan Kavafis’e ilgi duyuyorsanız, daha iyi bir çeviri veya seçki bulabilir misiniz bilmiyorum.

Kitaptaki en sevdiğim şiir Kavafis’in 30’lu yaşlarından “Yaşlı Bir Adam”. İlk iki kıtası şöyle :

Gürültülü kahvenin içerlek bölümünde

yaşlı bir adam oturuyor tek başına

başını masaya eğmiş, önünde bir gazete.

 

Ve sefil yaşlılığının küskünlüğü içinde

hayatını nasıl boşa harcadığını düşünüyor

güçlü, yakışıklı, sazı sözü yerindeyken.

 

 

 

 

 

Kedi sevmek, köpek sevmek…

Bir süredir -hayranı olduğum- Bilge Karasu’nun kediseverliğine takıldım kaldım. Daha doğrusu, köpekseverler hakkındaki değerlendirmesine… Olmadık zamanlarda Karasu’nun yazdıkları geliyor aklıma. Kedi tutkusunu anlıyorum. Yazdıklarından taşan, özel yaşamının da önemli bir parçası olduğu bilinen kediseverliğini onun özelliklerinden biri olarak algılıyorum. Anlayamadığım, köpekseverler hakkındaki düşünceleri. Onları itici, hatta korkutucu bulması… “Demek”, diyorum, “yaşasaydı ve karşılaşsaydık, benim sorunlu bir tip olduğumu -saklamak için gösterdiğim onca çabaya karşın- şıp diye anlayacaktı”. Evde kedi değil, köpek (Çakıl diyoruz!) olduğu için…

 

Karasu’nun şöyledikleri şunlar :

“Ben köpek seven insandan korkarım. Ya zayıf olduğu için kötülük edebilir, ya da kötü olduğu için köpeklerin dostluğunu arar. … Kedileri, sokak kedilerini, uyuz kedileri besleyen bir Deli Meryem herhangi bir köpekseverden daha soyludur.” (Susanlar, s.66).

Karasu, insanın içini gözlemleme becerisi yönünden küçümsenebilir bir yazar değil.  “Köpeklerin sahipleri, kedilerin köleleri vardır” diye kediseverleri hafifçe aşağılayan bir söz vardır. Kuşku yok ki, Karasu da duymuştur bunu. Düşününce, köpek sahipleri ile ilgili rahatsızlığının ipuçlarını bu sözde bulmak mümkün… Basitçe şöyle : Kediseverin kendiyle ilgili kuşkusu yok. Köpeksever ise kendisine itaat edilmesine, dediğinin yapılmasına gereksinim duyuyor. Bu gereksinim, doyurulmamış bir açlığın, bir eksikliğin göstergesi.

Karasu korkusunda haklıysa, kendim hakkımda öğreneceğim daha çok şey var; yüzeyde olmayan, bilmediğim, deşmeye çekindiğim…

Yanılmış olamaz mı?

İmbilim Ders Notları. Bilge Karasu.

İmbilim Ders Notları. Bilge Karasu. Hazırlayan: Cemal Güzel. BilgeSu Yayıncılık, 2011.

Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan ve Mantık dersleri veren Karasu’nun, ölümünden önce öğrencisi Cemal Güzel’e bıraktığı ders notlarının ufak eklemelerle yayımlanmış hali… Bir başka öğrencisinin de üstünde durduğu gibi, “Karasu notlarını bu biçimde yayımlanmış görmek ister miydi?” sorusu akla geliyor… Bunu bir yana bırakırsak kitap, Karasu’nun kişiliğine, yazarlığına ve öğretim üyeliğine ışık tutan değerli bir kaynak. İmbilim, yaygın olarak “göstergebilim” veya “semiyoloji”  olarak adlandırılıyor. Felsefe ve mantıktan, edebiyat dahil tüm sanatlara uzanan kapsamıyla, insanın ömrünü verebileceği büyüklükte bir çalışma alanı. Kitap, bir ders notu olarak, konuya ilişkin merak uyandırmaktan ötesini amaçlamıyor gibi… Cemal Güzel’in -Karasu’nun derslerde söylediklerini katarak- yaptığı eklemeler anlaşılılırlığı artırıyor. Karasu’nun, öztürkçe terimler kullanma konusundaki bilinçli diretmesi kitabın okunmasını güçleştirse bile, saygıyı hak ediyor. Bu ders notları, Karasu’nun edebi alandaki üretimini tartmak isteyenlere nasıl bir beynin karşısında olduklarını da gösteriyor!

Felsefi Taoculuk bağlamında da çok etkileyici olan aşağıdaki alıntı, Karasu’nun derste söylediklerinden:

“Adla bir şeyi yokluktan çıkarıp var ederiz. Belli bir şey haline getiririz. Hükmümüzü adlar yoluyla yürütürüz. Belli bir şeyi dile getirdiğimizde onu hükmümüz altına alırız. Ad bir büyüdür. Adlar yalnız seçip ayıklamada kullandığımız şeyler değildirler. Dünyayı kurmamızı sağlarlar. “

Ağır kitap!

Şiir Çevirileri. Bilge Karasu.

Şiir Çevirileri. Bilge Karasu. Hazırlayan : Tunç Tayanç. Metis Yayınları, 2014.

 

Karasu’nun gençlik yıllarında değişik şairlerden çevirdiği şiirler. Çoğu, Federico Garcia Lorca’dan… Şiirler de yazmış olan, birden çok dil bilen Karasu’nun bu yönünü görmek için iyi bir fırsat olan kitabın belki en güzel yanı (Cevat Çapan’ın Yeats’den çevirdiği Her Şey Ayartabilir Beni‘de olduğu gibi), çevrilen şiirlerin orijinalleri ile karşılıklı sunulmuş olması. Karasu yaşasa böyle mi yapardı sorusunun yanıtını bilemeyeceğiz ama…

Kaside ve Gazel sözcüklerini İspanyolca ile paylaştığımızı bilmiyordum; Arapçadan geçmiş olmalı…

Özellikle ilgimi çeken bir nokta, Karasu’nun bir Lorca şiirini (Casida De Llanto) aynı yıl içinde 2 kez (Ağıt ve Ağıt – Kaside adlarıyla) çevirip yayımlamış olması… Kararsızlık, acelecilik gibi özelliklerle yazar Karasu’yu birlikte düşünemiyorum. Bu, olsa olsa, daha iyisini yapma çabası olabilir. Çevirinin, özellikle şiir çevirisinin, ne denli zor bir iş olduğunun da göstergesi…

Yakınlarda çok sayıda şiiri dilimize çevrilen Gustavo Adolfo Becquer’in bir şiirini alıntılayarak bitireyim :

 

Rimalar XXXVIII

Havadır iç çekişleri, havaya karışır.

Sudur gözyaşları, denize karışır.

Söyle, kadınım, Aşk unutulduğunda

bilir misin, nereye karışır?

 

 

Susanlar. Bilge Karasu.

Susanlar. Bilge Karasu. Hazırlayan : Serdar Soydan. Metis Yayınları, 2009.

Susanlar_Bilge_Karasu

 

Bilge Karasu benim Himalayam. Daha eteklerindeyim. Everest görünmüyor bile bulutlardan…

Bu kitap değişik yer ve zamanlarda yayımlanmış yazılarından, onunla yapılmış söyleşilerden oluşuyor. Öyküler, şiirler, okuma ve yazma üzerine metinler var içinde. Tüm Bilge Karasu kitapları gibi, ağır ağır okunmak istiyor… Bilge Karasu ile tanışmak için uygun bir kitap olmadığını söylemeliyim. Onunla hiç karşılaşmamış olanlar için “Göçmüş Kediler Bahçesi, “Gece”, “Lağımlaranası Ya Da Beyoğlu” gibi kitaplarını önerebilirim. Kimselerinkine benzemeyen bir dil geliştiren, biçim/içerik bütünlüğünü kusursuz biçimde oluşturabilen, işini kılı kırk yaran bir titizlikle yapan bir yazar.  Her okurun kolayca tat alamayacağı, haz alanların ise bağımlısı olduğu metinlerin yazarı…

Alıntılar :

(Edebiyat üzerine yazarken…) “Ancak inançlarımızı inanç olarak kabul edip hakikat diye göstermekten vazgeçmek gerek, her şeyden önce”.

“Sanat eserini bir bilim eseri ölçüsünde ‘gerçeğe uygun’ görmek isteyen kişiler çoğu zaman hakikatle gerçekliği birbirine karıştırmakla işe başlar”.

“Bana kalırsa, okurluk, bir yaşama biçimidir, bir yaşama düzenidir”.

“Okurluk, yazarın emeğine kendi emeğimizi katmaktır”.

“Okurun öğrendiği, öğreneceği şeylerden biri de, her kitabın, her yazının ille kendisi için yazılmış olmayacağıdır”.

 

Yaşam ve ölüm üstüne yazıyor. Okuma eylemini ekmek ve su gibi yaşamın bir parçası olarak görüyor. Bilinç akışı yöntemini kendine özgü biçimde kullandığının söylenmesine karşı çıkmıyor.  Bireyde, hepimizi anlatıyor aslında.

Bilge Karasu’ya başlamak için hiç bir zaman geç değildir.