The End, Mark Strand.

SON

Kimse sonunda hangi şarkıyı söyleyeceğini bilmez,
Yelkenli uzaklaşırken gözleri iskelede, veya nasıl olacağını
Denizin kükremesiyle donakalmanın, orada yolun sonunda,
Veya ne umacağını asla dönemeyeceği kesinleşince.

Gülü budamanın veya kediyi okşamanın zamanı geçtiğinde,
Çimenleri kavuran güneş ve serinleten dolunay
Görünmez olduğunda, yerlerine neyi keşfedeceğini kimse bilmez.
Geçmişin ağırlığı hiçbir şeye yaslanmaz olduğunda ve gök

Anımsanan ışıktan başka bir şey olmadığında, ve sirus ile
kümülüsün öyküleri sona ererken, ve tüm kuşlar donup kalınca uçarken,
Kimse kendini neyin beklediğini bilmez, veya hangi şarkıyı söyleyeceğini
İçinde olduğu gemi karanlığa kayıp giderken, orada yolun sonunda.

                                                Mark Strand

………………………………………………………………….

THE END

Not every man knows what he shall sing at the end,
Watching the pier as the ship sails away, or what it will seem like
When he’s held by the sea’s roar, motionless, there at the end,
Or what he shall hope for once it is clear that he’ll never go back.

When the time has passed to prune the rose or caress the cat,
When the sunset torching the lawn and the full moon icing it down
No longer appear, not every man knows what he’ll discover instead.
When the weight of the past leans against nothing, and the sky

Is no more than remembered light, and the stories of cirrus
And cumulus come to a close, and all the birds are suspended in flight,
Not every man knows what is waiting for him, or what he shall sing
When the ship he is on slips into darkness, there at the end.

                                                Mark Strand

 

Source: https://www.brainpickings.org/2016/10/18/mark-strand-reads-the-end/

You can also hear the poet reading his poem there.

 

 

Advertisements

Kendi Kendine Karşı – Self Against Self.

İnsanın kendi imgesi ile gerçekte olduğu kişinin böyle çarpışması
her zaman çok can acıtıcıdır. Bu konuda yapabileceğiniz iki şey var: Çarpışmayla dosdoğru yüzleşir ve gerçekte olduğunuz kişi olursunuz veya
geri çekilebilir ve olduğunuzu sandığınız kişi olarak kalmayı sürdürmeye çalışırsınız ki bu, içinde kesinlikle yok olacağınız bir fantazidir.
James Baldwin

=

This collision between one’s image of oneself and what one actually is is always very painful and there are two things you can do about it, you can meet the collision head-on and try and become what you really are or you can retreat and try to remain what you thought you were, which is a fantasy, in which you will certainly perish.
James Baldwin

 

(Image source : http://www.mattmcwilliams.com/change-your-mirror/ )

Gece Yakın / Night was Falling

Gece yakın, yol yok sandın.
Bunlar zihnin oyunları.
Kapa gözlerini bir an, uyan.
Gece hiç olmadı
Yol sendin her zaman.

————————————-

Night was falling and there was no way, so you thought.
These are plays of the mind.
Close your eyes for a moment, wake up.
Night has never fallen
You’ve been the way all along.

————————————-

Belki yalnızca bir körler ülkesinde herşey gerçekte olduğu gibidir.

“Perhaps only in a world of the blind will things be what they truly are.”
José Saramago

 

 

Kayıp / Lost

Öyle kal. Karşıdaki ağaçlar ve yanıbaşındaki çalılar
Kayıp değil. Bulunduğun yere Burası denir,
Ve ona güçlü bir yabancı gibi davranmalısın,
Onu tanımak ve kendini tanıtmak için izin istemelisin.
Orman nefes alır. Dinle. Yanıt verir,
Çevrendeki bu yeri ben yaptım
Ondan ayrılırsan, Burası diyerek dönüp gelebilirsin.
Kuzguna birbirinin aynı iki ağaç yok.
Çalıkuşuna birbirinin aynı iki dal yok.
Bir ağacın veya bir çalının ne yaptığını anlamıyorsan
Gerçekten kaybolmuşsundur. Öyle kal. Orman
Bilir nerede olduğunu. Bırak bulsun seni.

 David Wagoner


 

Stand still. The trees ahead and bushes beside you
Are not lost. Wherever you are is called Here,
And you must treat it as a powerful stranger,
Must ask permission to know it and be known.
The forest breathes. Listen. It answers,
I have made this place around you.
If you leave it, you may come back again, saying Here.
No two trees are the same to Raven.
No two branches are the same to Wren.
If what a tree or a bush does is lost on you,
You are surely lost. Stand still. The forest knows
Where you are. You must let it find you.

 David Wagoner


 

On Bullshit, Harry Frankfurt.

On_Bullshit

This is something every thinking, talking and listening person (yes, a broad enough population) must read. Period. Although the subject might smell a bit unpleasant, inside it is -for lack of a better word- delicious.

We humans, dwelling practically always with others in this closed space we call Earth, face bullshit almost everyday. Mr. Frankfurt kindly provides expert help to spot and recognize bullshit whenever and wherever it happens to be thrown to us. Do not underestimate the increase in the quality of your life after learning how to walk without stepping onto bullshit. Do I sound too promotional? Sorry for that. Am I exaggerating? I swear I am not.

If you are sure you know everything about bullshit and you are even not ashamed to admit that you can produce it in bulk when needed, the essay must still be on your reading list. That is because this little, light-hearted yet solid philosophy text on the (really) serious topic of bullshit is a joy to read.

You can take a look at the essay which forms the basis of this blog entry or get the book based on the original essay.

 

Alan Watts. Bulunduğumuz anı yaşamak üstüne kısa bir metin.

Taoizm’in batıda tanınmasına katkısı olan Alan Watts’ın örnek bir metninden çeviri:

Gerçekliğe ilişkin düşünceleri değil gerçekliği bilen temel bilinç, “asıl bilinçlilik”, geleceği tanımaz. Tümüyle şimdide yaşar ve şu anda olan dışında hiç bir şey algılamaz. Oysa zeki beyin, anlık deneyimin bellek denen kısmına bakar ve bunu kullanarak tahminler yapabilir. Bu tahminler, çoğu kez o derece doğru ve güvenilirdir ki (‘herkes ölecektir’ gibi) geleceğin çok yüksek derecede gerçeklik kazanmasıyla, içinde bulunulan an değerini yitirir.

Oysa gelecek burada değildir ve burada olana dek, deneyimlenen gerçekliğin parçası olamaz. Gelecek hakkındaki bilgilerimiz -çıkarımlar, tahminler- tümüyle soyut ve mantıksal öğelerden oluştuğundan yenemez, koklanamaz, görülemez, işitilemez; kısacası hiçbirinin tadına varılamaz. Geleceğin ardına düşmek, sürekli kaçan bir hayaleti kovalamak gibidir; siz ne kadar hızlı kovalarsanız o da o kadar hızlı uzaklaşır. Bu yüzden uygarlığın tüm işleri aceledir; kimse elinde olandan tad almaz, sürekli daha fazlasının ardına düşer. Bundan dolayı mutluluk, elle tutulur gerçeklerden değil; sözler, umutlar, güvenceler gibi soyut ve yüzeysel şeylerden oluşur.

———————————————————————————————————

The original is from brainpickings with a reference to the 1951 original :

The “primary consciousness,” the basic mind which knows reality rather than ideas about it, does not know the future. It lives completely in the present, and perceives nothing more than what is at this moment. The ingenious brain, however, looks at that part of present experience called memory, and by studying it is able to make predictions. These predictions are, relatively, so accurate and reliable (e.g., “everyone will die”) that the future assumes a high degree of reality — so high that the present loses its value.
But the future is still not here, and cannot become a part of experienced reality until it is present. Since what we know of the future is made up of purely abstract and logical elements — inferences, guesses, deductions — it cannot be eaten, felt, smelled, seen, heard, or otherwise enjoyed. To pursue it is to pursue a constantly retreating phantom, and the faster you chase it, the faster it runs ahead. This is why all the affairs of civilization are rushed, why hardly anyone enjoys what he has, and is forever seeking more and more. Happiness, then, will consist, not of solid and substantial realities, but of such abstract and superficial things as promises, hopes, and assurances.