Hüküm. Türker Armaner.

Hüküm. Türker Armaner. Metis Yayınları, 2016

Kurtuluş Savaşının hemen öncesinde, işgal altındaki İstanbul’da geçen Hüküm, yüzeysel olarak “tarihi roman” veya “casusluk romanı” diye etiketlenebilir. Aslında daha derinde, düşünceleri ile eylemlerini buluşturamayan iki yakın arkadaşın bulaştıkları dramatik çatışma ortamı var. Roman, bu dramı anlatırken hiç gündemden düşmeyecek bir gerçeği vurguluyor: Tarihi galipler yazar. Kimin kahraman kimin hain olduğu her şey bittikten sonra galipler tarafından belirlenir.

Yazıya döküldüğünde kolayca okunan, “ne var bunda” diyeceğimiz bu yargı aslında günlük yaşamımızın kaçınılmaz bir açmazına parmak basıyor. Olayın içindeyken, sıcağı sıcağına yaptığımız seçimler uzun erimde kim olduğumuzu, nasıl yaşayacağımızı hatta, Hüküm’de olduğu gibi, nasıl öleceğimizi belirleyebilir. Çok derin çözümlemelere, ince hesaplara, ideolojik tavırlara bağlı olmayan seçimlerimiz veya kendimizi yalnızca edilgin bir izleyici olarak içinde bulduğumuz durumlar geleceğimizi biçimlendirir. Kahramanlar-hainler, iyiler-kötüler gibi ayrımlar kabaca tipik bir “a posteriori” yargı olan kazananlar-yitirenler ayrımına indirgenebilir. Hain olmak ile kahraman olmak arasındaki büyük fark, her şey olup bittikten, tüm zarlar atıldıktan, tüm köprüler yıkıldıktan sonra ortaya çıkar.

Değiştirilmesi mümkün olmayan bu durumu tüm yaşama yansıyan bir nihilizmin dayanağı yapmak kolaydır: Seçim yaparken, karar verirken ne düşünmüş ne amaçlamış olursak olalım, hakkımızdaki yargı sonuçta doğru tarafta mı yanlış tarafta mı olduğumuza göre oluşacaktır. Öyleyse, sonuçla ilişkisi rastlantıdan ibaret olan seçimlerimiz, dolayısıyla tüm hayatımız, anlamsız olmaya mahkumdur.
Böyle yapmayıp iyimser bir bakışı yeğleyecek olursak, karşımızdakileri hain-kahraman gibi terimlerle yargılamaya kalkmadan önce -başarabildiğimiz kadarıyla- en baştan onların yerinde olmuş olsak nasıl davranacağımızı düşünmeye çalışmalıyız. Çünkü, nihilist olalım olmayalım, yok aslında birbirimizden çok farkımız.

Geçmişte, işgal altında bir kentte, çoğu birbirini tanımayan insanlar arasında geçen anlatıda ayrıntılara önem veren, polisiye denebilecek bir kurgu okurun ilgisini canlı tutuyor. Beklenmedik son da bu anlatıya yakışıyor. Anlatının özünü oluşturan çaresizlik, okurun günümüzde olup bitenlere daha sağlıklı biçimde yaklaşmasına da katkı sağlayabilir. Beni en çok etkileyen, uzun zamandır başka bir bağlamda takıntı düzeyinde deştiğim “neyin doğru neyin yanlış olduğu baştan bilinemez” teması oldu. Bu yargıyı kabullenmenin sonuçları çok ağır, katlanılamaz olabilir. Kimliğimiz seçimlerimize indirgenebiliyorsa, seçimlerimizin rastlantısal sonuçlara yol açtığını kabullenmekle kendimizi değersiz kılmış olmuyor muyuz?

 

 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s