Nasıl Yaşanır. Sarah Bakewell.

Nasıl Yaşanır. Ya Da Bir Soruda Montaigne’in Hayatı ve Cevaplamak İçin Yirmi Teşebbüs. Sarah Bakewell. Çeviren: Emre Ülgen Dal. Domingo Yayınları, 2013.

Montaigne ve denemeleri üstüne bir biyografi. Kabaca kronolojik biçimde ilerleyen, birbirini tamamlayan 20 bölümden oluşuyor. Denemeler’i okumuş olanlar için okumalarını zenginleştirecek, onları yeniden Montaigne’e yöneltecek bir kitap. Montaigne’e yabancı olanları ise (hala varsalar) en kısa zamanda Denemeler’e uzanmak zorunda bırakacak diye düşünüyorum. Bende, Denemeler’in yeni çevirisini okuma isteği uyandırdı.

Bakewell’in anlatımı akıcı, içten, tutarlı. Kitap bir kaynak olarak ayakta duracak kadar bilgi içeriyor olmasına karşın okur bilgiye boğuluyormuş, bir ansiklopedi maddesi okurmuş gibi hissetmiyor. Bunu hep 21inci yüzyılda duran, Geoff Dyer‘ı anımsatan iğneleyici, kara mizaha yakın anlatımını her satırda sürdüren Bakewell sağlıyor.

Kitabın her bölümü “Nasıl Yaşanır?” sorusuna Montaigne’in vermiş olabileceği bir yanıtla başlıyor: “Ölümü Dert Etmeyin”, “Dikkatinizi Verin”…

Fransa’nın iç savaşla çalkalandığı, vebanın kol gezdiği Ortaçağ Avrupasında, kanlı katolik-protestan çatışmasının tam ortasında yaşayan, Kral yanlısı bir katolik olan Montaigne yüzlerce yıl sonrasının Türkçe konuşan/okuyan insanına ne söyleyebilir? Kısa yanıt: Çok şey. Uzun yanıt: Farklı inancı, felsefesi, etnik kökeni, dini, eğitim düzeyi olan binlerce okura yüzyıllardır ne söylüyorsa onu.

Bakewell’in kitabı, iyi bir biyografiden beklendiği gibi, yeterli tarihsel-kronolojik bilginin yanısıra tanıttığı insanın çevresini, içine doğduğu dünyayı, kendini ve ilgi alanını nasıl gördüğünü, inandırıcı, doyurucu biçimde anlatıyor. Daha da iyisi, bunu eğlenceli, aydınlatıcı, okuma arzusunu canlı tutan bir yaklaşımla gerçekleştiriyor. Virginia Woolf ve Nietzche‘nin Montaigne’den çok etkilendiklerini öğrenmek, Montaigne’in görüşlerinin, çelişkilerinin ve genel olarak yaşamının -o, bu terimi kullanmasa da- Taoculukla büyük ölçüde örtüştüğünü farketmek keyiflendirdi beni.

Montaigne’in dindarından tanrıtanımazına, sağcısından solcusuna, asilinden sokaktaki adamına onca insanı çağlardır etkileyebilmiş olmasının sırrını belki hiç öğrenemeyeceğiz. Belki hepimiz onda farklı ve kimi zaman birbiriyle çelişen düşüncelerin çekimine kapılıyoruz. Emin olduğum, yaşıyor olsa, bunları hiç umursamayacak olduğu.

Düşünceleri ve eylemleriyle çağının (hatta çağımızın) çok ilerisinde olduğuna inandığım Montaigne’in beni en çok çeken yanı, yaşamın tadını kaçırmayan kuşkuculuğu ve bunun doğal uzantısı olarak her türlü bağnazlığa uzak duruşu. “Hiçbir şey bilmiyorum. Aslında buna da emin değilim” diyen biri nasıl bağnaz olabilir?

Montaigne

Kitaptan, Montaigne’e en çok benzediği düşünülen resim.

Biz de, düşüncemiz de durmadan akmakta, yuvarlanmaktayız. Düşünce de, düşünülen şey de durmadan devinip değişmekte olduğu için birinden ötekine şaşmaz bir ilişki kurulamaz. (Montaigne, s. 129)

Bana öyle geliyor ki biz hiçbir zaman layık olduğumuz kadar küçümsenmiyoruz. (Montaigne, s. 145)

Eğer düşüncelerimi yatıracak olursam uyuyakalıyorlar. Eğer bacaklarım yürümüyorsa, aklım da çalışmıyor. (Montaigne, s. 157)

… bizi yalnız yaşamı ve duyguları olan hayvanlara değil, ayrıca ağaçlara, tüm bitkilere bağlayan bir saygı, genel bir insanlık görevi vardır. İnsanlara adalet borcumuz var: Diğer varlıklara da, anlayacakları iyilik ve incelik borcumuz var. (Montaigne, s. 178)

Bilinç üzerine yazan psikolog William James de benzer sezgiler içindeydi. Bir köpeğin deneyimini hiçbir şekilde anlayamayız, diyordu: “Fundalıklar altında bulunan kemiklere duyulan sevinci ya da ağaçlarla direklerin kokusunu…” Onlar da bizimkini anlamazlar; örneğin saatlerce bir kitabın sayfalarına bakmamızı. Yine de, her iki bilinç durumu da belirli bir niteliği paylaşır; yapılan işe tamamen dalındığında gelen “şevk” ya da “ürperti”. Bu ürperti, ilgi nesneleri farklı olduğunda bile, birbirimize ne kadar benzediğimizi görmemizi sağlamalı ve bu farkındalık da beraberinde şefkati getirmelidir. Benzerliklerimizi unutmaktan daha kötü bir siyasi hata olmadığı gibi, daha büyük kişisel ve ahlaksal bir yanlış da olamaz. (s. 180)

Kendi zihinlerimizi birkaç saniyeliğine bile olsa terk edip dünyaya bir başka varlığın gözünden bakabiliriz. Bu yetenek uygarlığın en büyük umududur. Ve bu bölümde nasıl yaşanır sorusuna verilen “Candan olun” yanıtının asıl anlamı işte budur. (s. 180)

Bana göre dünyanın en güzel yaşamı, mucizeden ve aşırılıktan uzak, ortak insan ölçülerine uyan yaşamdır. (Montaigne, s. 196)

Montaigne tanrısal hırslara güvenmez. Onun gözünde insanüstü olmaya çalışanlar, insanlık seviyesinin altına düşerler. (s. 199)

Montaigne’in politikası, insan işini iyi yapmalı ama çok da iyi yapmamalı diye özetlenebilir. (s. 250)

 

 

Advertisements

One thought on “Nasıl Yaşanır. Sarah Bakewell.

  1. Pingback: Bisiklet Almak veya Almamak | Bulent Celasun's Blog

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s