Deniz Feneri. Virginia Woolf.

Deniz Feneri. Virginia Woolf. Çeviren : Sevda Çalışkan. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2015.

Woolf’un anılarından oluşan Varolma Anları‘nı bitirdiğimde, romanlarını okumaya karar vermiştim. Elim önce Deniz Feneri’ne uzandı. İyi ki de öyle olmuş! Uzun zamandır okumaktan böylesine yoğun tat almamıştım. Kitabı, her seferinde 1 saat kadar süren metro yolculukları boyunca okurken, zamanın nasıl hızla geçtiğine şaşırdım. Böyle söyleyince, bir “çok satan”, “page turner”, “polisiye gerilim” okumuşum gibi gelmesin. Deniz Feneri’nin sürükleyiciliği, şaşırtıcılığı çok farklı nedenlere dayanıyor.

Roman, 3 bölümden oluşuyor. En uzun bölüm “Pencere” başlıklı ilki, 126 sayfa. Bunu yaklaşık 20 sayfalık kısacık bir bölüm izliyor: “Zaman Geçer”. Sonda ise 60 sayfayı aşan “Fener”. Yer, zaman aralığı, kişiler, ilişkiler, olaylar tümüyle kurgusal olsalar da Woolf’un yaşam öyküsüyle örtüşüyorlar. İlk ve son bölümler kabaca birer günü ele alırken, kısacık orta bölümde bu iki günün arasındaki 10 yıl anlatılıyor. Woolf, bütün bu bölümleri birbirine görünmez ipliklerle bağlamış. Ne gereksiz bir ayrıntı bulabiliyorsunuz ne romanın bütünlüğünden çalan bir eksiklik… Sevda Çalışkan’ın ustaca çevirisi, okurla Woolf’un arasına girmemeyi başarıyor. Kapağından dizgisine, baskısına insanın elinden bırakmak istemediği bir kitap bu.

Roman, Woolf’un annesi ile özdeşleşen Mrs. Ramsay karakterinin çevresinde kurulup gelişiyor. Adadaki evlerinde tatil geçiren kalabalık aile ve dostları… Uzakta bir deniz feneri… Bildik anlamda bir olay örgüsü yok. Bir anlamda, “olay da yok” denebilir. Çoğu romanın en dramatik kısmını oluşturan ölüm sahneleri, parantez içindeki birkaç sözcükle geçiştirilmiş. Kaçma-kovalamaca, kumpas, aşk acısı, sevişme, kan, cinayet yok. Bir romanın olağanüstü güzel ve insanla dopdolu olması için bunlar gerekmeyebiliyor demek ki. Deniz Feneri, sonunda deniz feneri ile ilgili birkaç satır olsa da, aslında roman kişilerinin zihninde farklı yönlere doğru yapılan, birbiriyle kesişen, kısalı uzunlu yolculukların hikayesi. Hiç bir roman kişisinin çerçevelenip asılacak sözler söylemediği, hemen tüm konuşmaların günlük yaşamla ilişkili olduğu bir hikaye: “Belki yarın hava güzel olur”. “Bizim oralarda dağlar çok güzeldir”. “Fener’e gidecek miyiz?” Anlatı, hepimizin her gün söylediği bu sıradan sözlerin arasında, çevresinde onları göründüklerinin ötelerine, yükseklere/derinlere taşıyan, pırıltılı bir ağ gibi yayılarak okuru içine alıyor. Woolf’un sizi koyduğu yerden bakınca, sıradan insanların günlük işleri anlamlandırılmış yaşamların renklerine, kokularına bürünüyor ve yaşamın bu kadar içinde olabilecekken hayatınızı hiç yaşamadan geçirdiğinizi fark ediyorsunuz. Hüzünlü bir zenginleşme!

Woolf, roman boyunca bir bitmişlik, tamamlanmışlık duygusunun peşinde. Herşeyin yerli yerinde olduğu bir anın… Kendisi bu arayışı yazı ile gerçekleştiriyor ve Deniz Feneri, bir tiyatro perdesi gibi kapanıp tamamlanarak bitiyor. Roman kişisi Lily Briscoe ise anlatı boyunca “resim yapan bir kız kurusu” olarak koşuyor o tamamlanmışlık duygusunun ardında. Tüm roman bu tek ana, erişilmesi güç bu tek duyguya adanmış gibi. Woolf, bilerek veya bilmeden ömür boyu ardında koştuğumuz bu duyguyu romanında yakalamış olmakla yetinmemiş ne yazık ki…

Deniz Feneri, Woolf hayranlığımı artırdı, daha çok, daha yoğun okuma arzusu doğurdu. Öte yandan, insan zihninde böyle doğal, akıcı, daha doğrusu kesici,  delik deşik edici bir güçle dolaşılabildiğini görmek, kendi yazma çabalarımı gülünçleştirdi. Kendimi keşfetmek için yazmak yerine, ömrüm boyunca Woolf gibi yazarların kitaplarını okusam daha iyi olur dedim. İnsan, aşamayacağı bir zirvenin karşısında  önemsizliğini, geçiciliğini daha iyi kavrıyor. Tamamlanmışlık duygusu, yazıda veya resimde, o zirvenin içinde yitmekten başka bir şey değil belki de.

Advertisements

5 thoughts on “Deniz Feneri. Virginia Woolf.

    • İlginiz için çok teşekkür ediyorum. Deniz Feneri’nin her okunuşta yeni tatlar alınacak bir roman olduğuna eminim. Beklemeyin! Selam ve sevgiler.

      • Öyle anlaşılıyor ki, ben sizin yazılarınızı takip ettikçe eski yeniler dünyasına adım atacağım 🙂 Şikayet değil, güzel bir heyecan benim için.

  1. Pingback: Zihinde Bir Dalga. Ursula K. Le Guin. | Bulent Celasun's Blog

  2. Pingback: Sırça Fanus, Sylvia Plath. | Bulent Celasun's Blog

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s