Sis. Miguel de Unamuno.

Sis. Miguel de Unamuno. Çeviren : Behçet Necatigil. İş Bankası Kültür Yayınları, 2002.

Sis, her satırında sizinle, İspanya ile ve kendisiyle ince ince dalga geçen Unamuno’nun hafif romanı. Hafif roman yerine, hem Unamuno hem de romanın baş kişisi Augusto tarafından uydurulan “nivola” sözcüğünü de kullanabilirsiniz. Romanın özü, belki de şu : Hayatımız, biz onu ciddiye aldıkça, ona gizem katmak, onu anlamlandırmak için çabaladıkça bizi daha da hafife alıyor. İnsan hayatı, John Gray’in Saman Köpekler‘de başarıyla vurguladığı gibi, fazla ciddiye alındığında ancak komikleşebiliyor… Bunu kendime her gün tekrarlamak istiyorum.

Roman, aşık olma gereksinimi duyan kahramanımız Augusto Perez’in yaşadıklarını ve yaratıcısı Unamuno ile didişmesini postmodernist denebilecek bir anlatı yöntemiyle sergiliyor. Sonu ölümle biten bir düelloda yazar mı yoksa onun yarattığı roman kişisi mi kazanıyor diye merak ediyorsanız kitabı okumanız gerek! Kitaptaki karakterlerden birinin yazdığı önsöz ve Unamuno’nun ona verdiği yanıtla başlayan kitap, hayatı yüceltmenin en iyi yolunun sanat/edebiyat olduğunu anlatıyor aslında… Kitaba adını veren sis, Umberto Eco’nun kitabındaki kadar organik biçimde olmasa da satırların arasında zaman zaman soluk yüzünü gösteriyor. Unamuno’nun anlatımının Ahmet Hamdi Tanpınar’ı, özellikle de Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü anımsattığını söylemeliyim. Bu, en çok da kendi başına bir ince alay yapıtı gibi duran 13üncü bölümde hissediliyor.
Kitabın tümünün (en çok da Mezarbaşı Söylevi başlıklı son bölümün) tam bir Taocu metin olarak okunabiliyor olması, Unamuno’nun bu inancın hiç yabancısı olmadığını düşündürüyor. Yılmaz Erdoğan’ın bir filminde kullandığı (Taocu bir metin olan) “düş gören kelebek” öykücüğü de kendine satırların arasında yer bulmuş…

“Çünkü biz hayatın ve kainatın anlamını, sırrını, midemiz türlü türlü nefis yemekler ve hazmı güç yiyeceklerle dolu olduğu zaman değil de boş olduğu zaman, çok daha açık seçik kavrarız.” s.12 (Önsöz).

“Eskiden Tanı’yla alay edenler varmış madem, niçin biz şimdi akılla, ilimle evet hatta hakikatle alay etmeyelim? Hayatımızın en kıymetli, en derin ümitleri elimizden alındıktan sonra, oyalanmak, ebediyeti aklımızdan çıkarmak ve öcümüzü böylece almak üzere, niçin her şeyi birbirine karıştırmayalım?” s. 13 (Önsöz).

“Ne büyük acılar ne de büyük sevinçler öldürür insanları; bu yüzden bu acı ve sevinçler, küçük küçük değersiz şeylerden oluşmuş muazzam bir sisle sarılı gözükürler. Evet, işte hayat dediğin; bir sis olup olacağı. Hayat bir sistir.” s. 27

“Ebediyet, o korkunç ebediyet bize böyle ayan olur, Orpheus! İnsan yalnız kalır da gözlerini gelecek zamana kaparsa, rüyasında ebediyetin korkunç uçurumu açılır önüne. Ebediyet gelecek zaman değildir. Öldüğümüzde ölüm, yolumuzun yönünü değiştirir ve biz geçmiş zamana, evvelce var olana dönmeye başlarız. Ve biz böylece kaderimizin yumağını çöze çöze, yaratılışımızın binlerce senelik yolunu geri dönerek, ve gerçekte asla var olmadığı için ulaşamayacağımız hiçliğe doğru yürüyerek, gider, gider, gideriz.” s. 52

“Hayatın tek mürşidi hayattır; hiçbir pedagoji ona erişemez. İnsan, yaşamayı yaşayarak öğrenir ve herkesin, daima yeni baştan yaşamayı öğrenmeye başlaması gerekir.” s. 83

“Konuşmamız, yalan söylememizdir; kendimizle her konuşmamız, yani şuurlu olarak her düşünmemiz, kendimize yalan söylememizdir. Başka gerçek yok; tek gerçek fizyoloji. Söz denen sosyal ürün, yalan için yaratıldı. Bizim filozoflardan birinin; gerçek de söz gibi herkesin sosyal bir üründür; insanlar birbirleriyle, buna inanarak anlaşırlar, dediğini duydum. O halde yalan da sosyal bir üründür. … Söz, bütün duygu algılarımıza aşırı bir büyüklük ve anlam katmamız, hatta belki de bunlara inanmamız için yaratıldı”. s. 112

“Kafa, kalp ve mide; başkalarının akıl, his ve irade adını taktıkları üç ruhi melekedir. İnsan kafasıyla düşünür, kalbiyle duyar, midesiyle ister. Açık, belli bir şey bu!”. s. 151

“Çünkü günahın doğurduğu şey kanundur.” s. 178

“İntihar edenlerin çoğu, yarı yolda kalmış katillerdir. Başkalarını öldürmeyi göze alamadıkları için kendilerini öldürürler…” s. 189

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s