Günü Yaşa. Saul Bellow.

Günü Yaşa. Saul Bellow. Çevirenler : Özge Baykan, Raees Calafato, İletişim Yayınları, 2015.

Bellow’un Yağmur Kral‘ının tadı damağımdayken Günü Yaşa’yı da okudum. Çok daha küçük hacimli (132 sayfa) olan Günü Yaşa’nın kahramanı Tommy Wilhelm, Yağmur Kral’ın baş karakteri sevgili Henderson’dan çok farklı gibi görünüyor. Hımbıllığının yanısıra parasız olması da bu farklar arasında. Henderson çoğu konuda “anasının gözü”, Tommy ise sanki hem kendini kandırmak hem kandırılmak için yaratılmış. Bir ortak nokta, eşleri ve babaları ile ilişkilerinde yatıyor… Belki de bu yanlarını yaratıcıları ile paylaşıyorlardır!

Ağır akan, hiç bir zaman büyük gelişmelere gebe durmayan roman, kesintisiz ve incecik bir kara mizah / ironi damarına yaslanıyor. Olay örgüsünün neredeyse bulunmadığı, kaybeden ve hep kaybedecek gibi görünen baş karakterleriyle kimsenin özdeşleşemeyeceği, ekonomik kriz yaşayan Amerika Birleşik Devletlerinde geçen bir romanın gene de hepimize bizden bir şeyler anlatabilmesi şaşırtıcı değil mi?

Tommy Wilhelm, yüksek nafaka yüzünden boşanamadığından yakınırken (boşanamıyor olmasının gerçek nedeninin bu olup olmadığını bilmiyoruz) şöyle diyor :

Bana özgürlükten söz etme. Zengin bir insan, net bir milyonu varsa özgür olabilir. Yoksul bir insan ne yaptığına kimse aldırmadığı için özgür olabilir. Ama benim durumumdaki bir adamın ölene dek ter dökmesi gerekir. s. 54

Temel olarak ekonomi, para ve bunların insanın kendisi olabilmesi, özgür olabilmesi ile ilişkisinin ele alındığı romanda hippilerin, Zen Budizmin ve Taoculuğun ana tezlerinden biriyle karşılaşıyoruz:

“Ücret almadığımda,” dedi Dr. Tamkin, “son derece verimli oluyorum. Sadece sevgimi verdiğimde. Maddi çıkar beklemeden. Kendimi sosyal etkilerden arındırıyorum. Özellikle paradan. Ben tinsel tatmin peşindeyim. İnsanları şimdi-ve-burada’ya getirmek istiyorum. Gerçek evrene. Şimdiki zaman budur. Geçmiş bize hiçbir yarar sağlamaz. Gelecek endişelerle doludur. Sadece şimdi gerçektir, şimdi-ve-burada. Günü yaşa.” s. 74

Tamkin’in bir dolandırıcı olduğunu öğrendiğimizde, sözleri de inanılır olmaktan çıkar mı sizce?

Bellow’un anlatımı bir anlamda kökendaşı Woody Allen’ınkini andırıyor. Onun kadar baş döndürücü bir tempoda değilse de, ince ince ve sürekli iğneleyen, insanı kendisiyle yüzleşmeye mecbur eden bir dili var. Ne zaman ciddi olduğunu, ne zaman sizinle, ne zaman kendisiyle dalga geçtiğini bilemiyor olmanız -hele özgüveniniz zayıfsa- Bellow’un yazdıklarını okurken hep iğneli bir koltukta oturuyor gibi hissetmenize neden oluyor. İyi de oluyor!

Örneğin Tommy, şöyle diyor :

“Ne yapılması gerektiğini bilen çok var ama kaç kişi yapabiliyor?” s. 87

Emin olabileceğimiz tek şey, Tommy’nin bunu ciddi olarak ve inanarak söylediği. Yoksa siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s