Ölümsüzleştirme Kurulu. John Gray.

Ölümsüzleştirme Kurulu. Bilim Işığında Kefeni Yırtmaya Dönük Garip Arayış. John Gray. Çeviren Nurettin Elhüseyni. Yapı Kredi Yayınları, 2013.

John Gray’in okuduğum diğer kitapları gibi (Saman Köpekler, Kara Ayin, The Silence of Animals), Ölümsüzleştirme Kurulu da kalıplaşmış yargılarımızdan birine eleştirel bakışı amaçlıyor. Kitabın alt başlığı aynı zamanda iyi bir özet : Bilim Işığında Kefeni Yırtmaya Dönük Garip Arayış. Gray bu kez de kışkırtıcı ve şaşırtıcı.

Bilim ve teknolojinin 19uncu yüzyıldan bu yana hayatımızı her gün daha çok etkiliyor olması, düşünme biçimlerimizi ve ilişkilerimizi kaçınılmaz olarak etkiliyor. Aynı nesil, başka kentteki yakınına telefon etmek için numara yazdırıp kuyruğa girmeyi ve saatlerce beklemeyi de yaşadı, cebinde taşıdığı ufacık bir kutucukla dünyanın bir başka ucundaki yakınıyla görüntülü iletişimi de… Kahvaltıda ne yiyeceğimizden, giysi seçimimize, gözlük camımızdan diş fırçamıza kadar her yanımız bilim/teknoloji… Eskiden padişahları ölüme götüren hastalıklar orta halli insanlar için artık tehlikeli bile değil. Ortalama yaşam süresi, insanların birbirini öldürmek için en az eskisi kadar istekli ve becerikli olmasına karşın, uzamaya devam ediyor. Daha yüz yıl kadar önce, deneyimli hekimlerin yaptığı otopsilerde bile tanısı konamayacak hastalıklar artık ortada belirti bile yokken tanınabiliyor. Böyle olunca, insanların bilimden beklentileri de gittikçe artıyor. Binlerce yıldır kafaları kurcalayan ölümsüzlük olasılığı acaba kapıda mı?

Gray, üç bölümlü kitabında 19uncu yüzyıl sonralarında İngiltere’de üst sınıftan insanlar arasında yayılan ruh çağırma oturumlarını (1inci bölüm) ve Sovyetler Birliğindeki ölümsüzlük arayışlarını (2nci bölüm) ayrıntılı olarak ele alıyor. Amerika Birleşik Devletlerinde bir gün diriltilme umuduyla öldükten sonra dondurulanlara da değiniyor (3üncü bölüm). Bu beklentilerin altında yatan psikolojik, toplumsal, dini, ideolojik bileşenleri sergilemeye çalışıyor. Ölümsüzlük düşüncesinin ardına takılan, çoğu ortalamanın üzerinde eğitimli, varlıklı, sıradışı insanların arayışlarını çözümlüyor. “Ölümsüzleştirme Kurulu”nun gerçek olduğunu da bu arada öğreniyoruz. Araştırmacı kara mizah!

İlk bölümde Victoria dönemi ve sonrası İngiltere, ikincisinde Sovyetlerin ilk dönemleri ağırlıklı olarak ele alınıyor. İlkini merakla, ikincisini şaşkınlıkla, günümüzün ele alındığı son bölümü ise keyifle okudum!

Kitabın ikinci bölümü Lenin’in bir sözü ile başlıyor : “Bir gün bir maymun bir insan kaftasını eline alacak ve nereden geldiğini merak edecek” (s.87) Belli ki ölümsüzlük arayışı konusunda, kendisini izleyenlerden çok farklı düşünüyormuş!

Bakalım alıntılar Gray’in ne kadar kışkırtıcı olabileceğini yeterince gösteriyor mu? :

“Ama bilim ile sözde bilim arasındaki sınır bulanık ve oynaktır; sınırın geçtiği yer ancak dönüp geriye bakıldığında insana berrak görünür. İnanca özgü aşırılıkların dokunmadığı saf bilim yoktur.” s.14

“Victoria döneminin seküler düşünürleri Tanrı yok olduğunda, ahlakın ortaya çıkan boşluğu dolduracağı görüşündeydi. Ama tanrıcılık devreden çıktığında, bizzat kategorik bir ahlak fikri anlamsız hale gelir”. s31

“Bilim geleceğin geçmiş gibi olacağı inancına dayanır; ama bu inanç rasyonel bakımdan temelsizdir.” s.60

“Psişik araştırmalar seküler düşünceye bir tepkiydi. Sekülerleşmenin momentumunu yitirmesiyle birlikte, öbür dünyaya ilişkin bilimsel kanıt arayışından büyük ölçüde vazgeçildi. Ama kefeni yırtma çabası sürüyor. Ölümden sonra yaşam umudunun yerini ölümün alt edilebileceği inancı almış durumda.” s.159

“Bilimin ölümsüzlüğü sağlayabileceği fikrinin sorunlu tarafı, insan kurumlarının değiştirilemez biçimde ölümlü olmasıdır.” s.161

“Bilim sorun çözmenin bir aracıdır, hem de insanların elindeki en iyi araçtır. Ama en başarılı düzeye çıktığında, bazıları içinden çıkılmaz nitelikte olan yeni sorunlar yaratma gibi bir tuhaflığı vardır.” s. 161

“… indirgemeci bir yaklaşımla anlaşıldığında bile, dünya insan denen hayvana oranla akıllı davranış yönünde daha büyük bir yetiye sahiptir. Dünya işleyen bir sistemken, ‘insanlık’ bir hayalettir. Bilinçsiz gezegene zeka yakıştırmak düşüncesiz insanlığa zeka yakıştırmaktan daha akla yakındır.” s.167

“Bir yasa arama uğraşı anlamındaki bilim ideali, ancak dünyanın düzenli olduğu inancıyla desteklenebilir; ama dünyanın düzenli olduğu bilimsel yaklaşımla ortaya konulamaz.” s.168

“İnanç ve büyü birbirine karşıttır.” s.169

“Tutarlı bir doğalcı için bilim ancak hayvansı kurcalamanın incelmiş bir biçimi, insanların şimdiye kadar yaşadıkları evren köşesinde yollarını bulmak için geliştirdikleri bir yordam olabilir. Bilimi yasa arayıcı bir uğraş yerine, insanların hiçbir zaman anlayamayacakları bir dünyayla başa çıkmak için kullandıkları bir araç olarak düşünebiliriz.” s. 171

“Kıyamette ölülerin dirilişi, gelişen bilgiyle donanmış insanlığın daha iyi bir dünyaya doğru ilerlediği fikri kadar inanılmaz değildir.” s.173

“Öbür dünya ütopya gibidir, yani hiç kimsenin yaşamak istemediği bir yerdir. Mevsimler olmazsa hiçbir şey olgunlaşıp yere düşmez, yaprakların rengi ya da gökyüzünün engin maviliği hiç değişmez. Hiçbir şey ölmediği için, hiçbir şey de doğmaz. Sonsuz varoluş sürekli bir sükunet, mesar huzurudur. Ölümsüzlük peşinde koşanlar kaostan bir çıkış yolu ararlar; ama ister doğal, isterse ilahi olsun, bu kaosun parçasıdırlar. Ölümsüzlük boş bir perdeye yansıtılan sönük ruhtur sadece. Bir yaprağın düşüşünde daha fazla günışığı vardır.” s.180

Hazır olunan bir ölümün taçlandıracağı yaşam, ölümsüzlükten çok daha güzel olmalı.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s