Ziyan. Hakan Günday.

Ziyan. Hakan Günday. Doğan Kitap, 9uncu Baskı, 2013.

“Çoksatan” kitapları okumaya isteksizim. Bu, bir önyargı. İlginç olabilecek, ufkumu genişletebilecek deneyimlere kapıyı kapatan bir önyargı… Biraz da büyüklenme var belki bu tavırda: “Herkesin okuduğunu okumam!” Belki de, gerçekten iyi, değişik, alışılmadık, okuyanı zenginleştirebilmeye aday bir yapıtın kitlelerce kolayca benimsenebilmesi olası değil diye düşünüyorum… Önyargımı hala koruyor olsam da “Ziyan”, genç bir yazarın kendine özgü anlatımı, çok katmanlı yapısı, güncel ile tarihseli aynı potada ustaca sunabilmesi ile sıradışı bir çoksatan olmayı hak ediyor.
Ziyan’ın çok satmasının, yazınsal değeri ile ilişkisi olmayan bir açıklaması olabilir: Konusunun -ilk bakışta- “zorunlu askerlik” gibi görünmesi… Eline roman almamış mehmetçiklerin bu romanın satırlarında kendi askerlik yaşantılarından -kendilerinin böyle anlatabilmeyi hiç düşünemeyecekleri- parçalar bulmaları… Makale gibi duran şu alıntıya katılır mısınız? :

“Zorunlu askerlik hizmeti, emek, zaman ve kaynak israfıdır. Erlik, derhal bir meslek statüsü kazanmalı, profesyonel ordunun bir parçası haline gelmelidir. Her üç ayda bir yüz binlerce genci askere dönüştürmek için harcanan çabanın onda biriyle ordunun işlevselliği on kat artırılabilir. Sosyo-ekonomik açıdan geri bırakılmış toplumun zorunlu askerlik hizmeti yoluyla olumlu anlamda biçimlendiği düşüncesi asla geçerli değildir. Bunun kanıtı, nesillerdir askerlik hizmetini tamamlamış erkeklerin yönlendirdiği günümüz toplumunun mevcut düzeyidir. Askerliğin insanı adam ettiğine ilişkin inanç, bütünüyle temelsizdir.” s. 105

Zorunlu askerlik hizmetinin sorgulanması, aslında Ziyan’ın ana izleği değil. Sayfa, satır, sözcük sayısı hesabıyla öyle görünse bile… Çok katmanlı yapıda bu izlek; kendi tarihimizle, cumhuriyetin kuruluş yıllarıyla, Cumhuriyetin kurucularına yönelik tavrımızla ve genel olarak ikiyüzlülüğümüzle hesaplaşmanın alt yapısını oluşturuyor. Her anlamda şizofrenik bir anlatıcısı olan romanda Mustafa Kemal’e suikastin (İzmir Suikasti) izini sürüyoruz. Bu iz bizi kendimize getiriyor, bugünümüze çıkarıyor.

Ziyan; umutsuz, hazin, yıpratıcı bir yüzleşme davetiyesi. Herman Hesse’den Wiliam Blake’e yazarlarla Avrupa Kentlerinin sokaklarından Doğu Anadolu’nun -bir roman karakteri gibi elle tutulabilen- dondurucu soğuğuna yollanıyoruz. Günümüzden yirminci yüzyıl başlarına, Türklerden Kürtlere, askerlerin çaresiz dayanışmasından küfürlere sığınmalarına bakıyoruz…

Roman bittiğinde kandırılmış ve güçsüz mü hissedeceğiniz, “pes etmek yok!” mu diyeceğiniz size kalmış; yeniden tanıyacağınız kendinize!

Hakan Günday’ı daha çok okuyacağız.

“Yirmi yıllık hayatlardan bir sıfır yaratmak ve üzerlerine bir asker inşa etmek ciddi bir süreçtir.” s. 63

“Deneyim, bir erin gerçek mümimmatıdır. Vücudunu saran şarjörlerden daha iyi korur.” s. 63

“İntihar, akla düşen bir damla asittir. Onunla yıkanmasını bilmeyen delik deşik olur ve erir. Bu yüzden intiharın eşiğinden dönen yoktur. Oraya varan orada yaşar.” s. 98

“Neyi düşündüm biliyor musun? Ölmeyi hayal etmenin ölü bir adam olmaya yettiğini. Hatta ölüme dair olanın dışında hiçbir hayalin gerçekliğinin olmadığını düşündüm. … Belki de insan kendini öldüremesin diye hayal etme gücüne sahiptir.” s. 103

“Dünyanın bütün ordularının bütün üniformaları aynı kumaştan dikilir, asker. Görünmezlik kumaşı. İçine girdiğin anda kaybolursun. Seni kimse bulamaz…” s. 119

” O yıllarda benden bahsedenler, nihilist ve anarşist kelimeleri arasına sıkışıp kalmışlardı. Bense havaya atılan madeni bir para gibi, her sabah ikisinden biri olarak uyanıyordum.” s. 122

“Erkek, kadından nefret etse de peşinden koşan, yakaladığı yerde de yumruklayan bir doğa kazasıdır.” s. 137

“Benim için ‘ipini koparmış’ diyorlardı. Hiçbir hakimiyet altına giremediğimi ve gittiğim her yerde tozu dumana kattığımı anlatmak için. Ama gerçekte, ‘ipini koparanın’ ne olduğunu bilmiyorlardı. Herkes hayvan zanneder, oysa ipini koparan uçurtmadır. … İpini koparmış ve boşlukta süzülen bir uçurtma.” s. 220

“Ama ben ruhlara inanmam. Ruh, bir insan icadıdır. Bedeni yaralandığı gün, varlığının bir parçası olan ancak asla zarar görmeyen bir şey hayal etmiş, adını da ruh koymuştur.” s. 222

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s