Aşkın

 

Aşkın sözcüğünde aşk’ın bulunması rastlantı olmasa gerek.

Transcendent karşılığı olarak, aşmaktan türetilen “aşkın”; bilginin, bilinebilenin, akılla kavranabilenin ötesine karşılık gelen bir terim. Aklı yücelten yaklaşımların ciddiye almadığı bir kavram bu. Aklın ötesi “yok” da ondan. Evreni anlamanın, yaşama anlam katabilmenin kabul edilebilir tek aracı gibi görünen aklın ve onun kullanım biçimi olarak bilimin, çoğu felsefeci tarafından baştan kabullenilmiş bir otoritesi var. Kuşkuculuk, yalnızca aklın hizmetinde olduğunda saygı görebiliyor. Bu yaklaşım, ister istemez, akıl dışını, akıl ötesini, inancı (aşağılamadığında bile) dışlıyor. Aşkınlık söylemi, parapsikoloji gibi, ciddiyetten uzak bulunuyor. Bu yaklaşımda rahatsız edici bir yan var.

Kendimde gözlediğim kadarıyla, sıradan insanların gereksinimlerinin tümünün akılla karşılanması zor. Bu, aklın yetersizliğinin bir kanıtı sayılamaz ama gene de aklın ötesini çöpe atmakta acele etmemeyi gerektirebilir. Aşkınlık özleminin, akılla yetinememenin kabul edilebilir akılcı açıklamaları vardır belki… Eğer öyleyse, aklın ötesine ilişkin beklentilerimizin tümü “öğrenilmiş” midir? Akılla kuşatılmış olmaktan, akıldan başka dayanağın bulunmayışından bir kaçış mıdır? Aklın sunduklarını her koşulda tek seçenek olarak görmek, akla tapmak, aklı başında herkes için zorunluluk mudur? Yaşamın tüm alanlarında kapıların yalnızca akla açık olması düşüncesi, hemen kabul edilmesini gerektirecek denli apaçık, aklı başında herkesin duraksamadan onaylayacağı kesinlikte doğru mudur? Akıl, kendisinden başka yol göstericinin olamayacağı savını hem ileri süren, hem doğrulayan olursa; buna tanık olanların şaşkınlığını -en azından- anlayışla karşılamak gerekmez mi?

Organize dinlerin, tüm fanatizmlerin ortak yanı “yanılmaz” olmaları. Geçerli sav ile çelişen gözlemlerin bunlarca anında değersizleştirilmesi… Alın, organize bir dinin, göksellik savında olmayışı dışında, tüm özelliklerini taşıyan, şimdilerde gündemden düşmüş “bilimsel sosyalizm” tezini. Aklın gösterdiği tek yönetim biçimi! Daha genel, daha güncel olarak, inandırıcılığı artırmak için başına bilimsel sözcüğünü kondurduğumuz nice kavram, görüş… Bebek mamalarından şampuanlara, daha çok satılsın istenenlere iliştirilen bilimsellikler, “akıllar”.

Yoksa akıl da, kaşık gibi, çekiç gibi bir araç mı yalnızca? Çok gerekli, her an yanımızda olması gereken, başka araçlar üretebilmemizin yolunu açan… Kaşık, yemek yaparken, çorba içerken işe yarıyor. Dikiş iğnesi, sökük dikerken… Akıl, çok daha fazla yerde işe yarıyor. Buna karşı çıkan yok. Soru şu, aklın o kadar da işe yaramadığı, çok da gerekli olmadığı hiç bir konu yok mu? Olamaz mı? Akıl ötesinde, (bizim oraya koyduklarımızın dışında) ne olduğunu tam ve kesin olarak bilmiyorsak, akıl ötesini tümüyle dışlamak akıllıca olabilir mi?

Sorduğum soruların yanıtlarını bilmiyorum. Aramaya istekliyim ama!

Bildiğim şu: Akılsızlığı, akıl karşıtlığını övmekle; aklın insan yaşamına, insanın gereksinimlerine ilişkin her sorunun tek geçerli yanıtı olduğuna inanmamayı aynı kefeye koymuyorum. İçimdeki ses (?), “vardır böyle düşünmenin akıllıca bir nedeni” dese de!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s