Çakıl, Hayatın Anlamı ve Bach!

Akşam, Çakıl’ı gezdirmeye çıktığımda olanları yazmak istedim. Çakıl, yaklaşık 5 yıldır hayatımızda. Farkında değil gibi görünse de, asıl görevi bana hayatın anlamını göstermek! Daha iddiasız söyleyecek olursam, hayatı fark etmeme katkıda bulunmak.  Konuya benim gözlerimden bakabilecek olsanız, eminim söylediklerimi abartıdan çok hafife almak biçiminde nitelerdiniz. Neyse, bu akşama döneyim.

Kar öncesi hava nemli ve serin, gökyüzü lacivert, ay bembeyaz, bulutlar ayın ışığıyla aydınlanmıştı. Sırf insanların aklını karıştırmak için bulutların arasına dağılan yıldızlar, klişeyi tamamlamak için birer ikişer göz kırpıyorlardı. Çakıl kakasını yaparken (romantizm de bir yere kadar) beklemek zorunda olduğumdan, bu süreyi başımı yukarı kaldırarak değerlendirmeye çalışmıştım; yoksa orada neler olduğunu unutmaya daha eğilimliyim. Yüksek sayılabilecek bir sesle şöyle dedim:

– “Çakıl, şu güzelliğin farkında mısın?”

Aslında, boş bulunmuştum. Kendi kendimle veya Çakıl ile konuşmak sık yaptığım bir şey değil. Sonra Çakıl, durmasını gerektiren neden ortadan kalktığı için, kayışımı çekerek beni yeniden hayatın içine sürükledi. Görenler, kayışı benim çektiğimi söyleseler de inanmayın; birinci elden deneyim konuşuyor.

Çakıl’ın sözlerimi anlamadığını biliyordum. Bir doğa manzarasından tad almasının mümkün olmadığını, nesneleri güzelliklerine göre değil, yenebilir olup olmadıklarına göre sınıflandırdığını, diğer köpekler için ise – daha karmaşık olmayan – çiftleşilebilirlik kıstasını kullandığına da… O an, kayışın gerginliğinden rahatsız oldum. Çakıl’ı hoşlandığı kokuların ardına düşmekten alıkoyma yetkimin kaynağı neydi? Ben insanım, o köpek. Tamam da, yeter mi bu? Kentte yaşayıp hayatına köpek katmış olanların çoğu gibi, “iyi ama, ben ona bakıyor olmasam yaşayamazdı” diyebilirim. Bu, soruyu yanıtlamak değil, onun yanından dolaşmak olurdu. Fazla uzmanlık gerektirmeyen bir kandırmaca… Bir köpeğin, benim gibi insanların ona sunduğu biçimde yaşamak isteyebileceğini nereden biliyoruz? Köpeği doğasından koparırken ona sormamız mümkün değilse, seçimimizin bir dayatma olup olmadığından nasıl emin olabiliriz? Çakıl, annesinin yanında bir-iki ay daha yaşayıp ölse veya bir avcının cinayetlerine katılsa daha mı doğru olurdu? Neyin daha doğru olduğunu ben mi biliyorum bir tek?

Bu son soru, Thomas Nagel’in bu gün okumaya başladığım kitabına götürdü beni: “Mind & Cosmos. Why The Materialist Neo-Darwinian Concept of Nature is Almost Certainly False”. Nagel’in aksine “kışkırtıcı” olmayı öncelik olarak gören John Gray’in “Saman Köpekler“ini ve Jonathan Safran Foer’in vejateryenlik gibi çok daha sınırlı bir alandaki yapıtını da anımsadım. Güttüğümüz, öldürdüğümüz, yediğimiz, ayağımıza giydiğimiz (bir de, bazen çok sevdiğimiz!) bu hayvanlar üzerindeki hakkımızın kaynağı nedir? Dindar olanların işi kolay: “Allah onları bizim için yarattı” dediklerinde, vicdanları yeteri kadar rahatlıyor. Öyle olmayanların imdadına bilim / pozitivizm / materyalizm -ne derseniz artık- yetişiyor: “Akıl, nesneleri adlandırma ve anlamlandırma yeteneği yalnız bizde var. Estetik yargılar bizde. İrade, bize özgü”. Nagel, işte burada işe karışıyor. Kibarca, “bir dakika” diyor, “dindarların açıklaması beni tatmin etmiyor ama, kibirli bilimcilerin yaklaşımını da hiç tutarlı bulmuyorum. Neden bu ikisinden birine mahkum olalım ki?”. “Zihin, anlam ve değer gibi kavramların kökenini bir yaratıcıya bağlamak (Allah inancı), felsefi anlamda, bunların yapısını parantezin dışına taşımaktan farksız. Bunların tümünü fizik, kimya ve yeteri kadar rastlantının sonucuymuş gibi pazarlamak ise hiç inandırıcı olmayan bir kolaycılık”. Nagel’e yakında daha ayrıntılı olarak döneceğim. (Taoculuk’un bu konuyu ilginç bir biçimde sorun olmaktan çıkardığını söylemeden geçemeyeceğim: Nagel için sorunun odağında bulunan “zihin”, “anlam” ve ” değer” kavramları, Taoculuk‘ta “yok hükmünde”. Böyle olunca, onların kaynağını bulmak için çabalamaya gerek kalmıyor!)

Çakıl bunun neresinde kaldı?  Şöyle : Çakıl’ın bizimki gibi bir zihni yok diye biliyorum. Nesneleri adlandırdığını, semantikten haberi olduğunu, estetik endişeler taşıdığını hiç düşünmüyorum. “Gökyüzü bu akşam ne güzel” gibi bir cümlenin, nasıl çalıştığı bilinmeyen bir zihin tarafından, kökeni belirsiz estetik kavramların işlenmesiyle, nasıl oluştuğu tam olarak bilinmeyen bir dile döküldüğünü ve kozmik ölçekte bakacak olursak -bunca masrafa karşın- aslında evrensel ölçekte anlamsız olduğunu bilmesi de mümkün değil! Bir bakıma, bunun Çakıl için rahatlatıcı olduğunu söyleyebilirim. Benim için öyle değil ama! Şu kayışı elimde tutuyor olmam yanlış olmalı. Başka bir canlının hayatı üzerinde bu kadar ağır biçimde etkili olmamalıyım.

Varsayalım ki, Çakıl’ın bu konudaki düşüncesini sorup öğrenebiliyoruz. Gene varsayalım ki, o da “evet sahip” dedi tanıklar huzurunda, “düzenli olarak beslemen ve aşılarımı yaptırman koşuluyla özgürlüğümü kısıtlamanı ve beni günün 23 saati kapalı tutmanı kabul ediyorum”.  Sorun ortadan kalkar mıydı? Çakıl, benim dengim değilse (koşullarımız eşit olmadığından) kalkmazdı. Çakıl benim dengimse, iş biraz daha karışık! İki denk insan arasındaki bağlayıcı sözleşmelere bakalım hemen. Bunların biri, onu insan yapan, birey yapan haklarından vazgeçebilir mi? Bu vazgeçiş -baskı altında değilken bile- kişinin kendisini insan yapan değerleri yadsıması ile eş anlamlı değil midir? O zaman da, sözleşme artık iki denk insan arasında yapılmış sayılamaz, değil mi? Alın size bir paradoks. İyi ki Çakıl’ın bundan haberi yok. Ben bu satırları yazarken, o, onu tıktığım yerde kimbilir kaçıncı uykusunu uyuyor, özgürce!

“Peki ya, yazının başlığındaki Bach nereden çıktı” diye soracaksınız!

Yanıt : Bu yazıyı yazarken Bach dinliyordum. “Well Tempered Clavier”. Dinlemenizi öneririm. Özellikle de yanıtını bulamadığınız sorularınız varsa.

Advertisements

One thought on “Çakıl, Hayatın Anlamı ve Bach!

  1. Pingback: Kedi sevmek, köpek sevmek… | Bulent Celasun's Blog

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s