Anı Yaşa! Enjoy The Moment! Carpe Diem!

Raindrops On Fallen Leaf

Başlıkta yer alan farklı dillerden sözcüklerin birbirinin tam karşılığı olup olmadığı konusuna takılıp kalmayın; saplantı, üretken bir eylem değildir!

İçinde bulunduğumuz anın ne kadar önemli olduğunu  söyleyen çok sayıda yazar, düşünür, düşünce akımı olduğu bilinir. Bunun en uç örnekleri Tao / Zen geleneğindedir sanıyorum.  “İçinde bulunduğumuz an dışında hiçbir şey yoktur” diyen budist Charlotte Joko Beck’in bu sözü 1994’de yayımlanan bir kitabında yer alıyor. Merak edenler için, tamamı şöyle (çevirmeye zaman ayıramadığım için özür dileyerek):

“Most of our difficulties, our hopes, and our worries are empty fantasies. Nothing has ever existed except this moment. That’s all there is. That’s all we are. Yet most human beings spend 50 to 90 percent or more of their time in their imagination, living in fantasy. We think about what has happened to us, what might have happened, how we feel about it, how we should be different, how others should be different, how it’s all a shame, and on and on; it’s all fantasy, all imagination. Memory is imagination. Every memory that we stick to devastates our life.”

Uzunca bir süredir, içinde bulunduğum anı yaşama konusunda gittikçe artan bir gayret gösteriyorum. Başka bir konuya bu kadar zaman ve emek harcamış olsam, şimdiye dek çok daha fazla yol alabilmiş olurdum. Tam bir başarısızlık olduğunu itiraf etmeye hazır değilim ama övünebilecek durumda olmadığım da belli! Zihnim çoğu zaman yerden bitip paçalarıma yapışan çürümüş bir el gibi geçmişe çekiyor beni. Pişmanlık, suçluluk, kendine acıma duygularına saplanıp kalıyorum. Diğer zamanlarda ise yarın ne olacak endişesi, nereye gitsem beni izleyen yüklü bir bulut gibi… Düşündüklerimi gerçekleştirebilecek miyim? İstediklerime erişebilecek miyim?

İçinde bulunduğu anı yaşayabilenleri kıskanıyorum.

En zoru da, dikkatimi uzunca bir süre içinde bulunduğum anda yoğunlaştırabilmenin yolunu, yöntemini bulamıyor olmam. Bütün yapabildiğim, geçmişe veya geleceğe saplandığımın ayırdına vardığımda silkinip, “hadiii, şu üstüne bastığın yaprağın güzelliğini kaçırma”, “bak, güneş bulutların ardında senin için ne güzel oyunlar sergiliyor” gibi uyarılarla kendime gelmeye çalışmak. Böyle yapmak iyi oluyor, yararını görüyorum. Ne yazık ki yeterli değil çünkü bunu sürdüremiyorum. Geçmişi düşünmek zorunda kalıyorum çünkü bulunduğum noktaya nasıl, nereden geldiğimi başka türlü bilemem. Geleceği tasarlamaya çabalamak zorunda kalıyorum çünkü aklımdan geçenleri yazıya dökme düşüncesi bile geleceğe dönük bir plan aslında.  Daha basitçe, “akşam olsa da, şöyle tulum peynirli, cevizli bir erişte yesem” demek bile geleceği zihnimde evirip çevirmek değil mi? Bu “tatlı” düşüncenin çekiciliğinden kurtulamıyorum! En kötüsü de, akşam olup gerçekten o erişteyi yemek için sofraya oturduğumda kendimi geçmişte veya gelecekte dolaşırken bulmak!

Belki de saplantılı olmaması gereken aslında benim.

Geçmiş ve gelecek zaten zihnimde kendi paylarına düşeni kapmak konusunda yeterince becerikliler. Bütün yapmam gereken, üvey çocuğum “şu an” için yarım gönülle de olsa araya girmeye çalışıp hiç değilse bir süreliğine onunla birlikte nefes almayı denemek. Bundan vazgeçmemek.  Elimden daha fazlasını gelmiyor.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s