Babam Olmuş Olsaydı…

Hiç babam olmadı.

Tamam; biyolojik bir babam vardı. Hukuksal babam da! Olmayan, herkesin babası gibi bir babaydı.

Okul yıllarımda babamın olmayışı konusu, kayıt sırasında ve sene başında hemen her derste kendimizi tanıtırken gündeme gelirdi. Adın ne? Baban ne iş yapar? Bir süre sonra, “neden senin soyadın anneninkinden farklı?” sorusunu soran birileri de çıkardı. Yanıtım (zekice olduğuna emindim), “çünkü, babalarımız farklı!” olurdu…

Babamın yokluğunu konu ettiğimi hiç anımsamıyorum; ne o yıllarda, ne çok sonraları, ne de kendim baba olduğumda. Bir babaya neden gereksinimim olabileceğini gözümde canlandıramıyordum. Babası olanları kıskanmak, aklımdan bile geçmedi. Akıllıydım. Çok okuyordum. Ne zaman ne yapacağımı biliyordum. Üstelik, evde sözümün geçtiğini düşünmek de hoşuma gidiyordu. Ev dediğim, annem ve kızkardeşim… Yatılı okuldan izinli geldiğimde nasıl ağırlandığımı görseniz, şaşardınız. Babam olması düşüncesi (yoktu zaten ama) hiç çekici değildi!

Bir babanın eksikliğini ilk kez, oğullarım “adamlaşırken” hissettim. Onlarla iletişim kurarken, alışık olmadığım kararsızlıklar yaşadım. Sevgi ve iyi niyetin yeterli olacağından kuşku duyduğum anlar oldu… Gülmeli miydim, suratımı mı asmalıydım? Sert mi olmalıydım, yumuşak mı? Hangi sınırlar konusunda katı davranmalıydım? Sayısız soru geldi aklıma; kimselere soramadım… Çocukların, bir biçimde büyümeyi sürdürmesi ve en azından görünüşte “hasarsız” olması, babasızlığımın çok da önemli olmadığı düşüncesine geri dönmeme yardım etti. Ben, en baba baba olmuştum zaten!

Şimdilerde; oğullarımın bana (birkaç “teknik” ayrıntı dışında!) gereksinimleri kalmamış gibi görünürken; erişkin hayatımın kendime en çok zaman ayırabildiğim bu bölümünü yaşarken, bir babanın eksikliğini gittikçe artan yoğunlukta duymaya başladım. Hem de buna hiç hazır değilken… Hiç gerek yokken! Eksikliğini duyduğum şey “iyi bir baba” değil. Şöyle veya böyle bir baba değil… Artık, “yaşıyor olsa da konuşsam, şunu bunu sorsam” diyeceğim bir baba değil… Daha çok, “keşke bir babam olmuş olsaydı” biçiminde; işlevsel olmayan bir yerinme… Çünkü, şunu -çok geç de olsa- anladım: Bir babanın varlığı, baba olabilmem için değil, “birey” olabilmem için gerekliydi. Baba karşısında / babaya karşı konumlanırken; daha kolay, daha erken “kendim” olabilirdim. Babam gibi olmaya çalışmak bir seçenek olabilirdi. Babam gibi yapmamak da en azından aynı derecede doğru bir yol gösterici olabilirdi, sırasında. Onda beğendiklerimi kendimce yinelemek, onda beğenmediklerimi yapmamak… Kimi günlük yaşamla, kimi yaşamımdaki en önemli seçimlerle ilgili bir çok kararım, babalı büyümüş olsam farklı olabilirdi… Doğru-yanlış veya kolay-zor olması, o denli önemli değil; “farklı” olabilirdi… Çocuklarımla, eşimle iletişimimde uğraşıp didinip, kafa patlatıp geldiğim noktaların hiç değilse bir kısmı otomatik olabilirdi. Daha da önemlisi; bir şeyler eksik, yanlış, ters gittiğinde daha az suçluluk duyardım… Sanıyorum, iyi veya kötü bir babamın olması (hadi, “berbat” babayı dışarıda bırakmış olalım); hiç babam olmamasından daha iyi olurdu.

Peki, nasıl avunabilirim?  Belki şöyle : Oğullarımın bir babası oldu; iyi veya kötü!

Advertisements

3 thoughts on “Babam Olmuş Olsaydı…

  1. Benim bir babam var, cok seviyorum. Babamin da babasi 103 yasinda vefat etti. Onun da babasi vardi. Sunu acik gonullulukle ifade etmek isterim ki sadece ogullariniz icin degil benim icin de bir baba gibisiniz. Babama da cok benziyorsunuz. Yani bence babaniz yaninizda olsaydi siz yine ayni insan olurdunuz. Sadece belki hayat daha kolay olurdu sizin icin. Sizi tanidigim icin kendimi cok sansli hissediyorum. Saygi ve sevgilerimle…

  2. Babası olmuş bir baba olarak, sizden daha iyi ya da kötü bir baba olduğumu sanmıyorum. Ancak, bazen, kendim olmak konusunda beni oldukça geciktirdiğini düşünüyor, bazen de tam değindiğiniz gibi, bu gecikmenin suçunu onun omuzlarına yükleyip aradan sıyrıldığımı görüyorum. O, muhtemelen bu yüklemeyi de yükleniyor, ve bir kez daha yattığı yerden baba olarak zuhur ediyor.

  3. Yaş aldıkça hayattan geriye yaşamak daha mı iyi olurdu diye düşünüyorum bazen. Bir yaşından itibaren babamdan uzak yaşadım, yazınızdaki bu duygulanımla yeniden anımsadım. 2002 yılında ondan ayrıldık. Bazen hep oturduğu kahvenin, meyhanenin önünden geçerken bana seslenişini anımsarım. O nemli anason kokusu o denli tanıdık gelirki. Bazen hayat bir anneye anne olmanızı ya da bir babaya baba olmanızı gerektirir. Şimdi biliyorum daha “iyi” (o her ne ise) olabilmek de değil mesele. Bizler o yarım kalanlardan doğduk. Bu belki de varlığımızın sebebidir kimbilir..

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s