Kusurlu Olduğunu Bilmenin Güzelliği

Kusur-lu!

Bir zamanlar dünyanın en kusursuz insanı olduğumu düşünür, buna bayağı inanırdım da! Atletik beceriler dışında, olağanüstü yeteneklerim vardı; yalnızca benim bildiğim… Bir tür Clark Kent!

Böyle düşündüğüm sıralar 4 yaşımı epey geçmiştim! Birkaç on yıl sürdü ayılmam; fark ettim ki, her bakımdan olağanüstü değildim! Yalnızca bazı bakımlardan… belki… Belki, tam olarak olağanüstü de değil de, sanki biraz fazla iyi… gibi… bazen… biraz…

Sonra, aradan yıllar geçip yüzümdeki çizgiler derinleşirken y a v a ş   y a v a ş,  anladım ki, başka insanlardan belirgin olarak farklı bir yanım yok! Dahası; eksik, üretim hatası bulunan, yıpranmış ama değiştirilemeyen mekanizmalarım da var… Kusurluydum, kısacası. Zayıftım da. Güvenilmezdim kimi açılardan…

Bunu anladığımda, şaşırmamı veya üzülmemi beklediyseniz yanılıyorsunuz! Bunlar da vardı belki ama daha çok “rahatladım”. Her an kusursuz gibi davranma zorunluluğundan kurtulunca, en büyük değişiklik özgürlük alanımın genişlemesi oldu. Aptalca bir söz edip, sonra, “pardon” diyebiliyordum (aptalca söz söylememek için susmak yerine). Komik olduğumda kendime gülebiliyordum (kızarıp bozarmak yerine). Gömleğime yemek döktüğüm için depresyona girmem veya girmiş gibi davranmam gerekmiyordu. Kusurlu bir insan, yanlış yerde, yanlış insanlarla yanlış işler yapabiliyordu. Yapmakta olduğum şeyin yanlış olabileceği düşüncesi  -eğer gene de istiyorsam- onu yapmaya devam etmekten alıkoymuyordu beni. Sevdim bu durumu!

Kusurlarım var artık.

Ne güzel!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s