Birkaç Kitap… Some books…

Büyücü. John Fowles. Çeviren Meram Arvas. Ayrıntı Yayınları. 2nci baskı, 2008. (Çeviri, 1977 tarihli düzeltilmiş metinden).

İngiliz romancı Fowles’ın okuyup da bayılmadığım yapıtı olmadı. Koleksiyoncu ve Yaratık etkileyiciydi… Fransız Teğmenin Kadını henüz yarım…
Kitabın sonundaki ekte açıklandığına göre, bir takım acemiliklerine karşın (aslında ilk romanıymış, yazımına başlanması yönünden) okurları belki de en çok etkilemiş olan, her okuyanı düşünmeye iten bir roman bu.

Kahramanımız, fazla parası olmayan bir mirasyedi… İngiliz. Toy denemeyecek bir genç. Burnu havada… Kendisinin farkında olmadığı arayışları, kaçışları var. Roman, ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşı Sonrası Yunanistan’da bir adada geçer. Kahramanımız öğretmendir ama romanın özü okul dışındadır; öğrenciler yalnızca arka planda kalır.  Adalıların hem iyi tanıdığı hem pek tanımadığı zengin bir adamın deniz kıyısındaki çekici evinde garip bir konukluk yaşanır. Sonra; gerçek ile düş, sadakat ile aldatma, doğru ve yalan çözülmez biçimlerde iç içe geçer… Temel olarak; kendini tanıma, sorumluluk kavramı, tanrı inancı, sanatın işlevi gibi konuları doğrudan veya dolaylı olarak ele alan romanda gerçeklik ile gerçeküstü gibi görünen olaylar Fowles’ın çok sevdiği gibi birbirine sarmalanmıştır. Fowles ile tanışmak için bu kitap ne kadar uygun bilemem… Tanışma için “Yaratık”sanki daha uygun gibi geliyor bana… Fowles’un güçlü kadın kahramanları olduğunu, bu kitaptakilerin de kurala uyduğunu söyleyeyim.

Malte Laurids Brigge’nin Notları. Rainer Maria Rilke. Çeviren Behçet Necatigil. Can Yayınları. Üçüncü Basım, 2010. 

Düz yazı – şiir biçeminde,  yazıldığı dönem için öncü ve sıradışı sayılabilecek bir metin… Necatigil gibi bir ustanın çevirisine karşın, günümüz okuruna söyleyeceği çok bir şey yok diye düşünüyorum. (Bana bir şey vermedi demek daha doğru olur her halde!). Ünlü şair Rilke ve yapıtları üzerinde çalışan akademisyenler için hala değerli olabilir…

Sessizlik Kuleleri -2084- . Kaan Arslanoğlu. İthaki Yayınları. 2007. 

Hem kişi hem yazar olarak beğendiğim Arslanoğlunun gelecekte geçen, kadın kahramanlı kısa romanı. Daha önce okuduğum kitaplarının (Devrimciler, Kuş Bakışı, Yoldaki İşaretler v.d.) tadını bulamadım bu yapıtta. Bunun ne kadarı benim kesintili, başka kitaplarla örtüşük, kitabı hacmi ile orantısız sürelere yayılan okuma biçimimden kaynaklandı emin değilim. İnanıyorum ki birşeyleri ıskaladım. Bu kitap, yeniden okunmayı bekliyor şimdi. Gene de, başka bir yazıda dokunacağım Kazuo Ishiguro’nun romanı Beni Asla Bırakma ile küçücük bir karşılaştırma yapmak istiyorum. Her ikisi de, erkek yazarın çizdiği kadın ana karakter çevresinde dönüyor bu romanların. Ishiguro’nun karakterini “hissediyorum”; Arslanoğlu’nunkini ise yalnızca okuyorum…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s