Zen Bahçesi / The Zen Garden

Mustafa Yılmazer, Dost Kitabevi Yayınları, 2000.
Küçük, kısa bir kitapçık. Kimi bir paragraflık, kimi birkaç sayfalık yazılar (denemeler denebilir) içeriyor. İddiasız, reklamsız. Bilgelik pazarlaması yapmıyor; etten kemikten bir insanın kendi içindeki yolculuktan izlenimler yalnızca; okuyanı, Ferrarisini (varsa veya olursa) satmak zorunda bırakmıyor! Akıl verme savındaki kitapların iticiliği yok burada, beğenirseniz bir paylaşım, bir “hasbıhal” var yalnızca. Ukalalık yok. Bana çok iyi geldi.
Bu arada, “Zen” sözcüğünü “kalender” diye okursanız dini göndermeler nedeniyle gerilim yaşamazsınız! Sanmayın ki, müslüman mahallesinde budizm satılıyor… Kitabın dinsel bir yönü yok; belki “mistik” bir yönü var. Mistisizmi bir çıkmaz sokaklar rehberine değil, yaşıyor olmaktan tad almanın bir yoluna dönüştürmek mümkün.  Bunun için, ön yargılarımızın çoğuyla vedalaşmamız gerek. Ön yargılar, toplum içinde yaşamı kolaylaştırabiliyorlar ama, kendini her gün bir öncekinden daha kötü hissedenlerin bırakmaları gereken ilk ilaç da bu rahatlatıcı ön yargılar… Neyse, dağıtmayayım.
Kitabın sonlarına doğru “Kitap Üzerine” başlıklı bir ironik yazı var. O yazı, Yılmazer’in istese, öncelik verse, daha kapsamlı yapıtlar üretebileceğinin işareti bence. Biraz reklam yazısı gibi oldu ama… Her şey para, her şey çıkar için diye yakınıyor; kendinizi de bu düzenden soyutlayamadığınıza hayıflanıyorsanız böyle kitaplar -geçici de olsa- bir ferahlık sağlayabilir. Ya kalıcı ferahlık? Eee, şeyy…

Mustafa Yılmazer,

Dost Kitabevi Yayınları, 2000.

Küçük, kısa bir kitapçık. Kimi bir paragraflık, kimi birkaç sayfalık yazılar (denemeler denebilir) içeriyor. İddiasız, reklamsız. Bilgelik pazarlaması yapmıyor; etten kemikten bir insanın kendi içindeki yolculuktan izlenimler yalnızca; okuyanı, Ferrarisini (varsa veya olursa) satmak zorunda bırakmıyor! Akıl verme savındaki kitapların iticiliği yok burada, beğenirseniz bir paylaşım, bir “hasbıhal” var yalnızca. Ukalalık yok. Bana çok iyi geldi.

Bu arada, “Zen” sözcüğünü “kalender” diye okursanız dini göndermeler nedeniyle gerilim yaşamazsınız! Sanmayın ki, müslüman mahallesinde budizm satılıyor… Kitabın dinsel bir yönü yok; belki “mistik” bir yönü var. Mistisizmi bir çıkmaz sokaklar rehberine değil, yaşıyor olmaktan tad almanın bir yoluna dönüştürmek mümkün.  Bunun için, ön yargılarımızın çoğuyla vedalaşmamız gerek. Ön yargılar, toplum içinde yaşamı kolaylaştırabiliyorlar ama, kendini her gün bir öncekinden daha kötü hissedenlerin bırakmaları gereken ilk ilaç da bu rahatlatıcı ön yargılar… Neyse, dağıtmayayım.

Kitabın sonlarına doğru “Kitap Üzerine” başlıklı bir ironik yazı var. O yazı, Yılmazer’in istese, öncelik verse, daha kapsamlı yapıtlar üretebileceğinin işareti bence. Biraz reklam yazısı gibi oldu ama… Her şey para, her şey çıkar için diye yakınıyor; kendinizi de bu düzenden soyutlayamadığınıza hayıflanıyorsanız böyle kitaplar -geçici de olsa- bir ferahlık sağlayabilir. Ya kalıcı ferahlık? Eee, şeyy…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s