Köle Seferi / The Middle Passage

Yazan: Charles Johnson, Çeviren: Sibel Özbudun, Simavi Yayınları, tarihsiz.
1800’ler. Amerikalı genç bir zencinin (Rutherford Calhoun) evlendirilmekten kaçmak için kendini attığı “Republic” adlı gemi, Afrika’ya köle almaya gitmektedir. Çürük, kokuşmuş bir gemi ve (belki bir-ikisi dışında) ondan farkı olmayan mürettebat. Tanrısal (yoksa şeytani mi demeli?) bir kaptan…
Mizah, macera, kölelik kurumunun eleştirisi, her şeye rağmen “Amerikalı” olmanın övülmesi, insan doğasına (zayıflığına ve güçlülüğüne) değinmeler, acının insanı olgunlaştırması… Bir romana ne çok şey sığmış!
Belki çeviri sorununundan, belki, uzun süreye yayılan okumamdan, romandaki sembolik anlatımı yeterince kavrayamadığımı sanıyorum. Bir macera romanı olarak yeterince sürükleyici değil; bir içsel yolculuk romanı olarak fazla “grafik” ve yer yer iğrendirici; bir mizah romanı olarak fazla dramatik… Hepsi birden olarak? Bilemiyorum…
Romanın özgün adının “The Middle Passage” olduğunu da yazmalıyım.
Roman, bir kölelik eleştirisi olarak fazla “düzenden yana”, fazla Amerikancı. Köle tacirlerinden biri zenci, örneğin… Kimi Holywood filmleri gibi; düzeni eleştirir gibi yaparak olan-biteni daha kolay yenilir yutulur kılıyor. Belki de iyi bir şeydir bu, kim bilir?
Gene de ıskaladığım bir şey var: Dönüş yolculuğunda geminin ambarındaki en kıymetli yük olan Afrika tanrısı. O kim? O ne? Romanda ne işi var? Bunları yanıtlamadan romanı okumuş sayılmayabilirim.
Bir daha da okuyasım gelmiyor. Ne yapsam!

Yazan: Charles Johnson,

Çeviren: Sibel Özbudun,

Simavi Yayınları, tarihsiz.

1800’ler. Amerikalı genç bir zencinin (Rutherford Calhoun) evlendirilmekten kaçmak için kendini attığı “Republic” adlı gemi, Afrika’ya köle almaya gitmektedir. Çürük, kokuşmuş bir gemi ve (belki bir-ikisi dışında) ondan farkı olmayan mürettebat. Tanrısal (yoksa şeytani mi demeli?) bir kaptan…

Mizah, macera, kölelik kurumunun eleştirisi, her şeye rağmen “Amerikalı” olmanın övülmesi, insan doğasına (zayıflığına ve güçlülüğüne) değinmeler, acının insanı olgunlaştırması… Bir romana ne çok şey sığmış!

Belki çeviri sorununundan, belki, uzun süreye yayılan okumamdan, romandaki sembolik anlatımı yeterince kavrayamadığımı sanıyorum. Bir macera romanı olarak yeterince sürükleyici değil; bir içsel yolculuk romanı olarak fazla “grafik” ve yer yer iğrendirici; bir mizah romanı olarak fazla dramatik… Hepsi birden olarak? Bilemiyorum…

Romanın özgün adının “The Middle Passage” olduğunu da yazmalıyım.

Roman, bir kölelik eleştirisi olarak fazla “düzenden yana”, fazla Amerikancı. Köle tacirlerinden biri zenci, örneğin… Kimi Holywood filmleri gibi; düzeni eleştirir gibi yaparak olan-biteni daha kolay yenilir yutulur kılıyor. Belki de iyi bir şeydir bu, kim bilir?

Gene de ıskaladığım bir şey var: Dönüş yolculuğunda geminin ambarındaki en kıymetli yük olan Afrika tanrısı. O kim? O ne? Romanda ne işi var? Bunları yanıtlamadan romanı okumuş sayılmayabilirim.

Bir daha da okuyasım gelmiyor. Ne yapsam?

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s