Kanaldaki Ev / The Channel House

<div id=”_mcePaste” style=”position:absolute;left:-10000px;top:0;width:1px;height:1px;”>Yazan: George Simenon, Çeviren: Oktay Rifat.

Bol yazan Simenon’un içinde iki cinayet olmasına rağmen polisiye olmayan romanı.
Fransızca konuşan, annesiz büyümüş, babası yeni ölmüş bir genç kızın; yağmurlu, soğuk, gri, kasvetl, Hollanda kırsalındaki yaşamı… Hiç bir kahramanın ağzından yazılmamış olmaına rağmen, romanda en çok Edmeé’nin (kız) dünyasını izliyoruz. Yalnızlık, iletişimsizlik, yetişkinliğe geçiş, kıskançlık, kışkırtma… Muhtemelen tüm diğerleri gibi 8-10 gün içinde yazılıp bitirilmiş olan bu roman da, kendi içinde şaşırtıcı bir bütünlük taşıyor. Yine de, özellikle açık bırakılmış uçlar (Dayı’nın asıl duyguları) ve hiç derinlemesine dokunulmayan kahramanlar (Teyze) bunu daha büyük bir romanın taslağı gibi hissetmeme neden oldu. Öte yandan, açık bırakılan uçlar, okurun romana katılımını zorlayarak -belki, amaçlanmamış olmasına karşın- anlatının derinliğini artırıyor. Simenon örneğinde; bu, muhtemelen hızlı yazmanın bir sonucu. Yazarın bütün açık uçları toparlayacak zamanı/hevesi yok. Ancak, aynı yaklaşım, zaman kaygısı olmayan bir yazar tarafından bilinçli olarak da kullanılabilir.
Konuya gelince… Bir “aşk üçgeni”? Değil ama…Bir “köy romanı”? Değil ama… Bir “sevgi arayışı”? Bu da değil ama… Bunların hepsi, belki, biraz…Ölen, öldürülen, yaşayan tüm kahramanlara bakılınca (daha önce de hissetiğim gibi); Simenon bunların hiç birini sevmiyor diye düşünüyorum. O, belki de yalnızca kendini seviyor…

Yazan: George Simenon,

Çeviren: Oktay Rifat.

Bol yazan Simenon’un içinde iki cinayet olmasına rağmen polisiye olmayan romanı.

Fransızca konuşan, annesiz büyümüş, babası yeni ölmüş bir genç kızın; yağmurlu, soğuk, gri, kasvetl, Hollanda kırsalındaki yaşamı… Hiç bir kahramanın ağzından yazılmamış olmaına rağmen, romanda en çok Edmeé’nin (kız) dünyasını izliyoruz. Yalnızlık, iletişimsizlik, yetişkinliğe geçiş, kıskançlık, kışkırtma… Muhtemelen tüm diğerleri gibi 8-10 gün içinde yazılıp bitirilmiş olan bu roman da, kendi içinde şaşırtıcı bir bütünlük taşıyor. Yine de, özellikle açık bırakılmış uçlar (Dayı’nın asıl duyguları) ve hiç derinlemesine dokunulmayan kahramanlar (Teyze) bunu daha büyük bir romanın taslağı gibi hissetmeme neden oldu. Öte yandan, açık bırakılan uçlar, okurun romana katılımını zorlayarak -belki, amaçlanmamış olmasına karşın- anlatının derinliğini artırıyor. Simenon örneğinde; bu, muhtemelen hızlı yazmanın bir sonucu. Yazarın bütün açık uçları toparlayacak zamanı/hevesi yok. Ancak, aynı yaklaşım, zaman kaygısı olmayan bir yazar tarafından bilinçli olarak da kullanılabilir.

Konuya gelince… Bir “aşk üçgeni”? Değil ama…Bir “köy romanı”? Değil ama… Bir “sevgi arayışı”? Bu da değil ama… Bunların hepsi, belki, biraz…Ölen, öldürülen, yaşayan tüm kahramanlara bakılınca (daha önce de hissetiğim gibi); Simenon bunların hiç birini sevmiyor diye düşünüyorum. O, belki de yalnızca kendini seviyor…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s