Eski Şairlere Ne Oldu? (What Happened to the Earlier Poets?)

İyi şiirin gerçekten azaldığına inanıyorum. Bu azalış, gerçek şairlerin azalmasının bir yansıması. Gerçek şairlerin azalması ise, toplumsal ve ekonomik düzendeki değişmenin sonucu… Nasıl mı? İyi şair -aşk şiirleri yazanları şimdilik bir kenara koyarsak- çevresini çevresindekilerden farklı gören biri. Bu farklılık, onun görüşünü ve soyutlamalarını diğerleri için çekici kılıyor. Toplumdan farklı olan şairin güncel geçerliliği olan süreçlere ters düşen bir bakış açısı olması bu yüzden hem doğal hem gerekli. Her şeyi herkes gibi algılayan biri şair olamaz ki…
Toplumun biraz dışında olmanın da yere, zamana göre değişen sonuçları, yaptırımları var. Bu, dışlanmaktan öldürülmeye kadar değişebilir. Romantik dönemde ve biraz da modern çağda şair olmanın kahraman olmak, önder olmak gibi yüceltildiğini görüyoruz bir yandan. Dönemini yargılayan şairler, havai fişekler gibi yükseliyor, göz alıyor ve güzel anılar bırakıyorlar arkalarında.
Günümüzün kapitalist-postmodern toplumunda teknolojinin de yardımıyla, dünyanın sözümona daha küçülmüş gibi algılanmasının etkisiyle, çoğu ülkede gerçek şairlerde, iyi şiirlerde dramatik bir azalma yaşanıyor. Şairlere ne oldu?
Kapsamlı ve ayrıntılı bir çözümlemeye gitmeden, bu azalışın olası bir etkenini gündeme getireyim: Bakışı, yönelişi, yeteneği gerçek şair olmasına elverişli olan insanlar artık başka işler yapıyorlar. Bunda, toplumun paraya, güce, anlık başarılara eskisinden çok daha fazla önem vermesi rol oynuyor. Muhalif olmanın getirisi yok. Olan bitene karşı duyulan memnuniyetsizlik, “protest” şarkılar, kişisel görünüş ile ilgili “seçimler” gibi yumuşak ve tehlikesiz biçimlerde dile getiriliyor. Düzene yönelik kökten, inançlı, sabırlı, tutarlı bir karşı koyma naiflik olarak görülüyor; olan biteni anlayamamak, uyum sağlayamamak olarak…
Şair olabilecek insanların bir kısmı, kendilerini düzenin bir parçası yapıyorlar. Başkaldırıları ise ya bilinçli bir aldatmaya -kendilerini ve başkalarını- dönüşüyor, ya da  “ironi” dedikleri anlatıma… İnanıyorum ki, 50-100 yıl önce parlak şair olabilecek beyinler bu gün en çok reklamcı oluyorlar; kendi inanmadıkları yalanları yazıp bizi kandırmaktan hınzır bir tat alarak…
Ya, aşk şiirleri yazanlar? Onlar, kalemlerini hormonlarına teslim etmiş kardeşlerimiz! Biyolojimiz böyle oldukça, onlar da yazacaklar östrojen ve testosteronun bitip tükenmez iniş-çıkışlarını, yükselip azalışlarını, kavuşup ayrılışlarını… Yazılanlara “hormonlu şiir” demek ayıp mı olur?
İyi şiirin gerçekten azaldığına inanıyorum. Bu azalış, gerçek şairlerin azalmasının bir yansıması. Gerçek şairlerin azalması ise, toplumsal ve ekonomik düzendeki değişmenin sonucu… Nasıl mı? İyi şair -aşk şiirleri yazanları şimdilik bir kenara koyarsak- çevresini çevresindekilerden farklı gören biri. Bu farklılık, onun görüşünü ve soyutlamalarını diğerleri için çekici kılıyor. Toplumdan farklı olan şairin güncel geçerliliği olan süreçlere ters düşen bir bakış açısı olması bu yüzden hem doğal hem gerekli. Her şeyi herkes gibi algılayan biri şair olamaz ki…
Toplumun biraz dışında olmanın da yere, zamana göre değişen sonuçları, yaptırımları var. Bu, dışlanmaktan öldürülmeye kadar değişebilir. Romantik dönemde ve biraz da modern çağda şair olmanın kahraman olmak, önder olmak gibi yüceltildiğini görüyoruz bir yandan. Dönemini yargılayan şairler, havai fişekler gibi yükseliyor, göz alıyor ve güzel anılar bırakıyorlar arkalarında.
Günümüzün kapitalist-postmodern toplumunda teknolojinin de yardımıyla, dünyanın sözümona daha küçülmüş gibi algılanmasının etkisiyle, çoğu ülkede gerçek şairlerde, iyi şiirlerde dramatik bir azalma yaşanıyor. Şairlere ne oldu?
Kapsamlı ve ayrıntılı bir çözümlemeye gitmeden, bu azalışın olası bir etkenini gündeme getireyim: Bakışı, yönelişi, yeteneği gerçek şair olmasına elverişli olan insanlar artık başka işler yapıyorlar. Bunda, toplumun paraya, güce, anlık başarılara eskisinden çok daha fazla önem vermesi rol oynuyor. Muhalif olmanın getirisi yok. Olan bitene karşı duyulan memnuniyetsizlik, “protest” şarkılar, kişisel görünüş ile ilgili “seçimler” gibi yumuşak ve tehlikesiz biçimlerde dile getiriliyor. Düzene yönelik kökten, inançlı, sabırlı, tutarlı bir karşı koyma naiflik olarak görülüyor; olan biteni anlayamamak, uyum sağlayamamak olarak…
Şair olabilecek insanların bir kısmı, kendilerini düzenin bir parçası yapıyorlar. Başkaldırıları ise ya bilinçli bir aldatmaya -kendilerini ve başkalarını- dönüşüyor, ya da  “ironi” dedikleri anlatıma… İnanıyorum ki, 50-100 yıl önce parlak şair olabilecek beyinler bu gün en çok reklamcı oluyorlar; kendi inanmadıkları yalanları yazıp bizi kandırmaktan hınzır bir tat alarak…
Ya, aşk şiirleri yazanlar? Onlar, kalemlerini hormonlarına teslim etmiş kardeşlerimiz! Biyolojimiz böyle oldukça, onlar da yazacaklar östrojen ve testosteronun bitip tükenmez iniş-çıkışlarını, yükselip azalışlarını, kavuşup ayrılışlarını… Yazılanlara “hormonlu şiir” demek ayıp mı olur?
Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s